14/5/2008 · Kategori: Din,Felsefe ve Toplumbilim

Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir.Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir.Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir.Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.

 

 

 

 

'Kendine dikkat etmek' versus 'Kendini bilmek'

 

 

 'sahip olma sadizme özgü, anlaşma ise mazohizme özgü deliliktir.'
        deleuze

 

Foucault, cinsellik çalıştı. Foucault, cinsel davranışın tarihini çalışmadı.

Foucault, gerçeği söyleme zorunluluğu ile cinselliğe konan yasaklar arasındaki bağın tarihini ortaya çıkarmaya yönelik bir çalışma yaptı. Focault'nun çalışma sorusu şudur:

Özne nasıl olur da, yasaklanan fiil konusunda kendisini deşifre etmeye zorlanır?

Foucault'nun, kendi cümleleridir, yirmibeş yıllık bir zaman diliminde hedefi, insanların kendilerine ilişkin bilgilerini geliştirdikleri farklı yöntemlerin -ekonomi, biyoloji, psikiyatri, tıp ve ceza bilimi- bir tarihini resmetmek oldu.

Foucault anlatıyor:

 "Buradaki temel nokta, söz konusu bilgiyi görünürdeki haliyle kabul etmeyip, bu sözde bilimleri, insanların kendilerini anlamakta kullandıkları spesifik tekniklere bağlı, son derece spesifik 'gerçek oyunlar' olarak tahlil etmektir.

Bir bağlam olarak, bu teknolojilerin her birinin pratik aklın içinde şekillendiği dört ana tipi bulunduğunu kavramamız gerekiyor.

1.nesneleri üretmemize, dönüştürmemize veya kullanmamıza imkan veren üretim teknolojileri.

 2.işaretleri, değerleri, simgeleri ya da anlamı kullanmamıza imkan veren işaret sistemleri teknolojileri.

3.bireylerin hareket tarzını belirleyen ve onları belirli sonlara ya da egemenliğe boyun eğdiren, özneyi nesneleştiren iktidar teknolojileri.

4.bireylerin kendi bedenleri ve ruhları, düşünceleri, hareket tarzları ve varoluş biçimleri üzerinde, kendi imkanları ya da başkalarının yardımıyla bir dizi operasyon yapmalarını ve böylece belirli bir mutluluk, arınmışlık, bilgelik, kusursuzluk ya da ölümsüzlük haline ulaşmak üzere kendilerini dönüştürmelerini sağlayan benlik teknolojileri.

Ben, bu teknolojilerin hem spesifik doğasını hem de değişmez etkileşimlerini göstermek istedim. Örneğin, Karl Marx'ın 'Kapital'inde nesnelerin kullanımı ile egemenlik arasındaki ilişki görülebilir; burada her üretim tekniği bireysel hareket tarzında değişiklikler gerektirir."

3 ve 4 numaralı maddeler, iktidar ve benlik teknolojileridir. 1 numaralı madde, bilim. 2 numaralı madde, liguistik oluyor.  Foucault, daha çok 3 ve 4 numaralı maddelerle ilgili. iktidar ve benlik açısından bilginin organize edilmesinin tarihini inşaa etmeye çalıştı.

Focault, benlik yorumlanmasının gelişimi tarihsel açıdan iki farklı bağlamda ele aldı.

Bir: Roma İmparatorluğu'nun ilk dönemlerindeki M.S.ilk iki yüzyıldaki Grekoromen felsefesi.

İki: Roma İmparatorluğu'nun dördüncü ve beşinci yüzyıllarda gelişen Hiristiyanlık ruhaniliği ve keşişlik ilkeleri.

Bunlar, Yunancada 'epimelesthai sautou' kelimesi 'kendine dikkat etmek', 'kendinle ilgilenmek' olarak geçiyor. 'Kendinle ilgilenmek' kuralı, Yunanlılarda yalnızca kent düzeninin temel ilkelerinden değil, aynı zamanda toplumsal ve kişisel davranış biçiminin ve yaşama sanatının temel kurallarındandır.

 Foucault, kendine dikkat etmek ilkesinin yitip gittiğini ve yerine 'kendini bilmek' ilkesinin geldiğini söylüyor. Yunanda 'Kendini bil'in anlamı, 'kendini tanrı zannetme' olarak geçiyor. 'Kendine dikkat'e örnek Platon'un 'Alkibiades I' adlı diyaloğudur.

Focault, 'kendini bilmek' ve 'kendine dikkat etmek' arasındaki ayırımı anlatıyor: "Kendine dikkat etmek daha çok bir yaşam sanatını ifade ediyor. Ben'e yönelik özen, töz olarak ruha özen göstermek değil, etkinliğe yönelmektir. Kendine dikkat etmeyi kendiyle ilgilenmek olarak kodluyor ve bu yaşama sanatını işaret ediyor."

Türkiye'de iktidarın benlik inşaa ederken kullandığı 'kendine dikkat etmek' ilkesi midir 'kendini bilmek' ilkesi midir? Türkiye'de hareketli küçük insanların sosyalleşme sürecinde aldığı darbeler sonunda hareketsiz hale gelmesi bu bağlamla açıklanabilir mi?

 'Kendine dikkat etmek' ilkesinin kaybolup, yerine 'kendini bilmek' ilkesinin gelmesi Türkiye tarihinde hangi zaman aralığına tekabül ediyor? 'Kendine dikkat etmek' ilkesinin ima ettiği hareket, 'kendini bilmek' ilkesinin ima ettiği 'razı ol' olabilir mi? 'Kendine dikkat etmek' ilkesi kendine sahip çık, 'kendini bil' ilkesi kendinden vazgeç anlamında mıdır? Başka sorular olabilir.

Kemal Tahir, kendini bilen bir adamdır. Kemal Tahir, kendine dikkat eden bir adam değildir. 

Türkiye'de takım adı sağcı olanlar Kemal Tahir'i severler. Kemal Tahir, Halit Refiğ'in çektiği filmlerde tesbih çekerken görülür. Türkiye'de adı sağcı olan takımın Kemal Tahir'i sevmesinin nedeni Kemal Tahir'in bir cümlesidir:

 'Türkiye, Batı'dan farklı olduğundan, Türkiye'de sosyal sınıflar yoktur.'

Türkçe'de kurulmuş en saçma cümle Kemal Tahir'in Türkiye'de sosyal sınıfların olmayacağına dair cümlesidir. Türkiye'de sosyal sınıflar var mı? Tabii ki vardır. Hem de tarihin her devrinde. Tesbih çekerken zihni terkip sağladığı varsayılabilir .Kemal Tahir saçma cümleyi neden kurdu bilemiyoruz. Kemal Tahir'in sağcı takım tarafından sevilmesinin nedeni, büyük ihtimal, sosyal sınıfların olmadığı yerde Marxist yaklaşımın açıklayıcı olmayacağına ilişkin varsayımdır.

 Sağcı takım Kemal Tahir ile şunu söylüyor: "Burası Türkiye! Türkiye'de sosyal sınıflar yok. Türkiye'de sosyal sınıflar olmadığından Türkiye toplumu Marxist yaklaşımla açıklanamaz."

Kemal Tahir, kendine dikkat eden bir adam olsaydı Türkiye'nin sınıfsız olmadığını kavrardı. Bir: Kavrayamadı. İki: Kemal Tahir Keynesyen siyaseti sağ, soygun modelini sol olarak saydı. 'Baba'yı 'Ana' yapmak mümkün olan birşey değildir. 

Türk sağ takımı oyuncularının arada bir akıllarına geldiğinde, Kemal Tahir için ağlaşmaları iki şeydir.

Bir: Türk sağ takımı liberalizm doktrinine inanmıyor. Soygun kipi ile ilişkilendiremediklerindendir.

 İki: Türk sağ takımı teorisiz olduğundan kanıt gerektikçe solda gördüklerini sandıkları Kemal Tahir ismini kullanırlar. Yanılıyorlar.

 

Rüşdü PAŞA

 

 

http://www.simdikizaman.tv/default.asp?part=yazi&yazi_id=115

 

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

20/3/2008 · Kategori: Siir,Turku ve Resim

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir.Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir.Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir.Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.

BİR YAZ GÜNLÜĞÜ

 

Papatyadır elinde
Yazla yeşeren sıra dağlar.
Bir şarkıdır dilinde
Günden güne seni saran sonbahar....
Bir umuttur güldüğün,
Bir tutkudur sokaklar
Her gün seni çağırır,
Der ki;
Sokaklardan geçmesen hayal olur uzaklar...
Ben senin şarkınım der,
Beni her gün başka söyle.
Bazen biraz tutkulu, bazen acılı biraz
İçinde sarı güller bulunsun......
Ben bir yolum, sen de benim yolcumsun.
Sakın geçme benden inanmayarak.
Sen benim savaşçımsın, gözü pek çocuğumsun
Sen güzelsin, en güzel.
Denizlerden daha güzel,
En güzel çiçeklerden ve seslerden.
En güzel denizlerden.....

 

Afşar Timuçin'e SAYGIYLA..

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

24/2/2008 · Kategori: Din,Felsefe ve Toplumbilim

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir.Her türlü alıntı ve kullanımda isim ve kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir.Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.

 

"İZM"LEŞEN DİN, BİZİM OLMAKTAN ÇIKARIR İNSANI


Derin uykular dehlizlerindeyiz..Toplumsal bir sürü edildik, her türden sahiplerimiz var. Çobanın "Yeni emperyalizm" ve "Yeni sömürgecilik" çağında imi, simi, ismi değişmiş !

Görebilene !..

Olmuş 'hocaefendi', olmuş 'dede', olmuş 'karizmatik lider', olmuş bilmem ne “Kanaat veya S. T. K. önderi”?

Yeni emperyalizme ve onun eylemi Yeni Sömürgeciliğe, başındaki "yeni" ekinden dolayı, yeni bir inanç biçimselliği gerekiyor elbette..

Kul olmanın anlamı kaydırılmıştır; vıııjjjjttt !..

Kulluk; Birtengri'den onun yetkileri ile donatılmışlara ve Tanrı'nın yetkilerini "onun adına kullananların" kulluğuna oturtulmuştur.

Neden ve niçin mecbursak inanmaya bunlara? Bunların kerametlerine, müneccimbaşılıklarına.. Sanki berabermişiz gibi; Tanrı veya Elçileri bunlara yetki devri(!) ederken !

Sorma ! Yasak sormak ve sorgulamak ! Aklını mı sakın kullanma ?! Tahkik mi ? Sakın, yanına bile yaklaşma; cısssss !..

Ben rüyamda peygamberi,sahabe-i kiramı veya evliyayı gördüm(!) diye başlarlar sözlerine .. Allah ve din adına, tebliğ adına görevlendirildim(!).. Buna inanacaksınız: Tanrı ile aranızda ben, dünyadaki eylemlerinizde ise emperyal ayılar ve sömürgeciliğin her türünden yeni "yaratıklar"ı olacak !...

Sorma sus !

Duygumuzdan, düşünümüze oradan da emek ve eylemimize varan bir insani zincirin nesi varsa ve yoksa elbette, hepsini sömürebilsinler diye çünkü bunlar..

Bulanmak, hep kusmakta ferahlamaktır artık. Ferahlamaya (gerçek anlamında) gitmediği bir eylem sürecine girmedikçe, içinden geldiğince bulan, kus...

Ağlamak artık gülmektir. Öyle bir yere öteledik ki ağlamayı, gülerken gözünden yaşlar gelir ya insanın? Artık ona benzer bir gülmektir ağlamak. Anla ki, ağlamakla gülmek arasındaki farkı sıfırladık..

Belirsizlik, en büyük belirlenme halidir ! Sen, "belirleyen" ve "belirlenen" seçeneklerinin hep "belirlenen" kısmında kaldın..Ben belirleyeceğim seni, bireyden toplumsala..

 

Belirsizliğin içindesin; belirliyorlar ve "belirlelensin"...Ne kadar adalet-i ilahi bir yaklaşım değil mi?!


"Gık"ını çıkarma!..

Allah “zenginleri, işbitiricileri ve de işini bilenleri” severmiş ya hani?.. Kaderine küs, ne küsmesi yanlış laf etmemeli insan; kaderine razı ol, çok sevabı var öbür tarafta.. Demek ki kaderini "mukadderin" etmişiz, yetki ise Tanrı'dan, sus işte..

 

Ne gariptir ki, bu saydıklarımın hepsi de "işbirlikçi"dirler!.. Hayat gariptir işte ! Hayatın garip tarafında bir garibiz biz de, bu yüzden!..


Peki, sizin bu Tanrı (kafanızdaki Birtengri) imgesi diyorum; noter mi?.. Hem yetki veriyor ve hep onaylıyor..

Orda da kalmıyor. hem yasacıbaşı, hem savlayıcı. Hem de savunucu ediveriyor sizleri?

Sus konuşma, düşünme; günah!..

Bak her türden Allahsız "Allahçılık" edene ve Birtengri'yi imla işareti sıradanlığına indirgeyerek, iki lafının arasına kullanma reklamcılarına, anlarsın ne demek istiyorum..

Din en büyük reklam sektörü metaıdır. Allahcı ya da  Allahcılıkdan geçinmek ise en yeni ve verimli iş kolu..

Böyle buyurdu Birtengri(!) ben zenginleri severim demiş ya hani? Zenginler, işbitiriciler ve işini bilenler hep saltanatmış gibi devredecekler makamlarını, servetlerini oğullarına, bir nevi ve de biteviye !..

Bunun adı düzen.. Tanrı buyruğu olmuştur. Değiş(tirile)mez!..

Kıvranma, kıpraşma, aklından bile geçirme !

Cahallık bilgi, bilgi sandığın ise; uykuda gördüğün karabasan veyahut afakan basmalarının sayıklamasıdır artık!..

Son söz yerine ise şunları yazabiliyorum.

Sahte dincilerin, sahte peygamberimsilerin; nasıl gerçek anlamda Birtengri ve gerçek anlamda onun Saygın Elçilerine ihtiyacı olabiliyor?

 

Sahtelerin “gerçeğini” kendilerine delil gösterebilmesi noktasındayız !.. Akla zarar... Yüreğe  zarar !..

 

İnsan: Akıl ve yürek bütünselidir. Bu kadar zarar öyleyse neyin çaresizliğidir?

Her bir şeyi anlıyorum, bunu anlamıyorum? Tanrı kendini bu kadar "istismar" ve "geçim aracı" ettirmemeli, peygamber kendini bu kadar sıradanlaştıranlara lanet etmeli..

Birtengri'de gazap verirmiş. Vermeli artık bunlara gazabını !

 

Bir de bunlar diyorlar ki; “Bizim bu dünyada hesap vereceğimiz makam yok !"

 

Biz “hesabımızı ancak Allah’a veririz ?!"

 

Ey Yüceler Yücesi ve Görklü Birtengrim: Sen görür, bilir ve “neylersen güzel eylersin ”

Göktürkmen

A.Kutlu AYYÜCE

24.02.2008

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

18/2/2008 · Kategori: Siir,Turku ve Resim

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir.Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir.

 

Güzel olduğu için; tahammül gösterip süzdüğümüz acılara..Bilinçli ve iradi yalnızlıklara..(*)

 

SANILAR

Şimdi belki benim gibi ölesiye yalnızsındır
Uçan kuşları gözlemektesindir tek başına
Çamların yeşiline dalmış gitmiştir gözlerin
Radyo dinliyorsundur ya da susarak
Bir kitabı okumaya çalışıyorsundur kim bilir

Sonsuz güzellikte bir aşk düşünüyor olabilirsin
Belki de anılarını deşiyorsun bir olmazı
Bir açmazı derinden derine kurcalar gibi
Bir kahve içmeyi bir elma yemeyi kurarak
Saatine bakıyor olabilirsin uykulu gözlerle
Çocukların oyununa dalmış gitmiş olabilirsin

Mahpus gibi tutsak gibi belki köle gibi
Yarını olmamak gibi bir duygu içindesindir
Belki de kendini bağışlamıyorsundur
Benim hiç bilmediğim bir şeylerden ötürü
Kırık trenler gibi öylece kalakalmışsındır
Kalkıp gidip çekirdek almayı düşünüyorsundur
Ya da uyumak istiyorsundur her şeyi unutmak için
Belki sen de benim gibi ölesiye yalnızsındır...

 

Afşar Timuçin

 

 

(*) İthaf eklentisi benim..

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

10/2/2008 · Kategori: Din,Felsefe ve Toplumbilim

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir.Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir.

 

ORYANTAL(1) ve OKSİDENTAL(2) HÜMANİZM, İNSANSEVERLİK MİDİR?

 

 

Osmanlı (Genel anlamda Türk kastedilir) için "Bon pour l'orient/sadece Doğu için geçerli"(4) lafını icad eden veya uyduran ulus Fransızlardır..

 

Fransızlar önemlidir. Devrim anlayışımıza baktığınız da; şunu rahatlıkla görürüz. Bir, onların (Avrupa'nın anlayınız) dinselden laisize ulusala geçme (karolenj devirlerini kastediyorum)(7) tetikleyicisi (1789-1799) Fransız Devrimi. Bir de, bunun sınıfsalını bütünleyen niteleyebildiğim, onlara göre geri bir kültür olan ve Rusların (Slav) yarı feodal 1917 Ekim Devrimi..

 

Demek ki, ulusal ve sınıfsal devrim düşünseli dinamiğimiz, Fransız ve (Slav) Sovyetik bir Tüccar ve köylü oryantizminin (Doğubilim/Şarkiyatçı) temelin de oluşmuştur.

 

İşte tam da burada; her şeyin ve tabi ki öğrenme olgusunun da "taklit" ile başlayacağını kabul etmekle birlikte, sadece "taklit etmekte" kalmaya isyan eden bir yaklaşımla şunları söyleyebiliyorum:

 

Taklitiniz mutlaka bir yerlerden esinlenmek yoğun olarak devam edecektir. Dizgenizin bundan sonraki aşaması, kendi toplumsal dinamikleriniz doğrultusunda ve mutlaka, mantıklı ve makul "özgününüz" halinde bir senteze varması/vardırmanız olacaktır.

 

Bunu yapmamışsanız eğer; karga iken bülbül takliti yapan, beceremeyince de karga haline dönmeyi ar edip, gururuna yediremeyen bir saksağan toplumsunuzdur !

 

Dünya sadece (şarkiyatçıların) Doğu’da geçen doğrularından o da, batılı efendiler bizi öyle tanımladılar ya?! şeklinde düşünmeye mecbur hissetmek kompleksinden  ibaret değildir!..

 

Gerçek; güzel acılardan süzdüğümüzdür..

 

Çöpçü Murtaza Amca'nın söylemiyle ise;  "Gerçek ACITICI bir  acıdır, reçel değildir! " ya da!..

 

Anladık mı? O bile anlamışsa, biz haydi haydisinden anlamalıyız.. Tek yöne, "anlamaya" gidiyoruz başka çıkış yok!..

 

Ölümüne bir sevdadır. Anlamak ve anlamdırmak bağlamında "çözmek!.."

 

Ve çözümlemek, asla ( özellikle ulus toplumsalından etnilere,mezheplere geri dönmek anlamında) çözülmek de değildir !..

 

Anlamak; algılamak ve anlamlandırabilmek öznesinde bir eylemleşmedir.Yapabiliriz !

 

Oryantik ve oksidentik (Oryanto-oksident) bir eksantirizmi(3) çözmektir öyleyse, Batı ya da Doğu merkezli emperyal  "le'humanite" veya "beşeriyetci"(6) saçamaları irdelemek..

 

Hey !.. Humanite ve beşeriyet orada mısın? Sen emperyal maskeli, istismarcı bir sahtesin ! 

 

Ve ben seni eleştirel yöntemle burada çözüp, aslında senin bir Batı oryantik "global dayatma" ya da  "Emevi asabiyel/ Fars şia" bir zırva olduğunu kanıtlayacağım..

 

Çünkü ben anti-emperyaist, İstiklal-i tamcı(5) ve "ulusal sorunu" mutlak geçilmesi gereken bir toplumbilimsel aşama gören bir Türküm !..

 

Ya çözeceğim ya öleceğim! Çözdüm çözdüm.. Bilirim ki bu sorunsalı çözemezsem,Türk karanlıkların kölesi olacak..Bakın hızla oluyor zaten.

 

Görmüyor muyuz?!

 

Eğer öyleyse, eğer sürüsü, kölesi veya kulu  olacaksa emperyalistin doğulu veya batılı "ayı"larına Türk !

 

Ölsün yok olsun da, adı batsın Türk!..

 

Tıpkı Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ünde bir sözünde buyurdukları gibi:

 

"Bu millet Batı'nın emperyalizmi ve Doğu'nun inanç sömürüsünden (ki, genelde ve günümüzdeki gibi,ikincisi ilkine işbirlikçilik eder karakterdedir/ ek benim) kurtarılmadıkça, 'istiklal-i tam ' olmaz !"

 

09.Şubat.2008

Ahmet Kutlu Ayyüce

(Göktürkmen)

 

 

Birtengri kısmet ve nasip ederse; dinsel/inaçsal şablonumuzun dinamiklerini de "Doğu Hümanizmi/beşeriyetçilik" bakışıyla çözmeye denemeler şekliyle yazılarımıza devam edeceğiz.

 

Saygılarımla..

 

AÇIKLAMALAR:

 

(1) Oryantalizm (Şarkiyatçılık): Batılı emperyalistlerin doğu toplumlarını sömürgeleştirme bilimi (!)

 

(2) Oksidentalizm (Garbiyatçılık): Reel olarak (kısmen)  bir disiplin/ bilimdir. Ben yazımda Arap/Fars Emperyalizm'ine espritüel gönderme amaçlı kullandım.

 

(3) Eksantrizm: Yan duruş, tuhaflık, garabete yakın çelişkili olma amacında kullanılmıştır.

 

(4) "Bon pour l'orient”: Sadece Doğu için geçerli anlamındaki bu deyim, batılıların eğitim almak için ülkelerine gelmiş doğulu zeki öğrencilerden seçerek, mankurtlaştırdıkları “sömürge tipi aydın”ların aldıkları eğitim lisansı/diplomasında yazarmış. Sadece Doğu'geçer, Batıda ciddiye dahi almayın !

 

(5) “İstiklal-i tam”cılık: Sözcük Büyük Kurucu ve Kurtarıcı Mustafa Kemal ATATÜRK’ün katkısıdır. Bütün toplumbilim ve siyasetbilim alanlarda "tam bağımsız ülke" olarak kastedilmiştir.

 

(6) " Le'humanite" veya "beşeriyetçi”lik:. İlki Batı, ikincisi ise Doğu kavramda insancıllık (insanseverlik) anlamında kullanılmıştır.

 

(7) “Karolenj/marolenj Devir”: Batı toplumbilimsel tanımlamada, feodal/dinsel toplumdan, modern anlamda laik-ulus toplumsal sürece geçiş (evre) dönemselliğini ifade eden terimdir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »