6/11/2009 · Kategori: Siir,Turku ve Resim

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.








SAHTE ve SUHTE

 

 

Şiirin Hikayesi

Cumhuri Türkçe anlatamadık. Belki anlarlar diye; nevzuhur Osmani lisan ile yaz eyledik...
Umulur ki; anlarlar ve dilenir ki, sürç-ü lisan eylemiş isek affolur...

 


Kalp kâlbi buğzlu, munkabız akli…
Çün, din-i batılsın, dilemma dilli…
Ucabat, ubusat; ucabdır hali…
İdrak ül bi mantık, na ukûl senin !

Ahbab-ı müstemlek, küffar-ı gammaz
İştigâlen abes; muktebes olmaz…
Kinin din eylemiş; hilkâten yobaz…
Şol arzda, ukba da, har-ı hor senin !

Harc-ü mezat eyler, cem-i mukaddas…
Bey tül mal haydudu; şerr-i mütehhas…
Millet-i Türkîyi ettin mütekkâs…
Öşürü deşirten; urf urban senin !

Tekâmül eylersin herden, herzeden…
İtikât bilmezsin, amel nereden ?!
Tekâpu eyleme; ehl-i salipten…
Uymuyor te’fikin, İslam’a senin !

Taklitçi imamet, nakilci nakız…
Tedrisin cehliye; hukuksuz, haksız…
Alude-i zulmet, hayırdan nakiz…
Namahdut günaha, mutabin senin !

Semada Türkmendim, zaman-ı kadim…
Çalabım; habisi, sen eyle nadim…
Fitne-i tefrikden, vahide daim…
Eriştir bizleri; ey Görklü Rabbim…

Göktürkmen
Ahmet Kutlu Ayyüce


Açıklamalar :

Munkabız akli: Çelinmiş, azaltılmış akıllı.
Din-i batıl: Sahte, gerçek olmayan dinli.
Ucabat: Acayip, tuhaf.
Ubusat: Yüzü asık, sirke satan.
Ucab: komik, gülünç.
Dilemma dilli: İkircikli ve tüm anlamlarda çatal dilli.
İdrak ül bi mantık: İdraksizlikden malül mantıksız.
Na ukûl: Akılları olmayanlar.
Ahbab-ı müstemlek: Sömürgeci ve zalim dostu.
Küffar-ı gammaz: Kâfire hizmet eden, arabozucu.
İştigâlen abes muktebes olmaz: Saçma sapan, normal olmayan işleri öğrenerek yapmak olmaz.
Hilkâten yobaz: Yaradılıştan yobazlık.
Arz ve ukba: Yalan ve gerçek alem anlamında.
Harc-ü mezat: Öldüm fiyatına, bedava satış yapmak.
Bey tül Mal: Devlet hazinesi.
Şerr-i mütehhas: Bela, şer uzmanı.
Cem-i mukaddas: Kutsallar toplamı (maddi ve manevi).
Millet-i Türkî : Türk milleti.
Mütekkâs etmek: Tembel, üretmeyen, üşengeç etmek.
Öşürü deşirtmek: Burada, (öşür) ondalıkları bile deşirtmeye başlatmış, genel dilencilik anlamı verilmiştir.
Urf(u) urban: Çöl Arabı örfü, hukuku.
Tekâmül eylemek: Değişmek.
Herden ve herzeden: Her türlü yol, naneden.
İtikât : İnanma, inanç.
Amel: Burada, ibadet ve islami eylemler kastıyla.
Tekâpu eylemek:Kavuk sallamak, birinin emrinde seyirtmek.
Ehl-i Salip: İslam dışı, tahrif edilmiş Hristiyanlık ve inançlılar.
Te’fik: Yalancılık ve iftiracılık..
Alude-i zulmet: Zulme ve zalimliğe bulaşmış.
Hayırdan nakiz: Hayırlı olana karşıt.
Tedris-i cehliye: Cahillik ve bununla ilgili eğitim almış.
Taklitçi imamet: Batı taklitcisi ve gâvur takipçisi imamlık.
Nakilci nakız: Emperyalin yapacaksın dediklerini yaparak ve bundan gelen taklitçiliği ile gerçek ve hayırlı olanı bozan.
Namahdut : Sınırsız.
Mutabin: Mutabık, uygun, yakışan.
Semada Türkmen: Gökte Türkmen ( Göktürkler).
Zaman-ı kadim: Eski zamanlarda.
Çalabım: Yunus dilleyle; Allahım, Birtengrim.
Habis: Kötü.
Nadim: Pişman.
Fitne-i tefrik: Bozgunculuk, ayrıştırcılık.
Vahid: Birlik, bütünlük.
Görklü Rabbim: Görkemli, ulu, yüce Rabbim

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

30/10/2009 · Kategori: Edebiyat Katkıları

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.





Cumhuriyet Bayrımı Kutlaması Üzerine:

Öncelikle, kendimizi kandırmayalım. Gerçek ne denli acı da olsa, bunu kabul edip, oradan başlanmalı !

Ülke, cumhuriyet ve devrimlerin amacı Atatürk çizgisinden sapmıştır, asıl varması amaçlanan noktanın tam zıttı istikametine vardırılmıştır.

Devrimin bütünsel amacı; uluslaşma aşamasını tamamlamaya varmaktı, olmadı; dinsel, etnik, cemaat ırkçılığı hortladı...

Devrimin temeli, anti-emperyalist ve "istiklal-i tam "ulus/devlet olmaktı. Olmadı, yerine olan biten ortadadır!

Emperyalizmin güdümüne girmiş, maddi ve manevi (insan potansiyeli ve onların geleceği dahil) tüm değerlerini, özelleştirerek satmış bir ülke görüyoruz.

Atatürk ve cumhuriyet felsefesi bunu amaçlamamıştı, arzulamamıştı. Demek ki, ortada bir yenilgi vardır. Günü birlik, güya bayram kutlamacı ve ağlaşmaya benzer vicdan rahatsızlığı ile yapılan temenniler, bu gerçeği değiştirmiyor !

Ülke, Abd ve Ab sömürgesi olmuştur. Cumhuriyet düşmanları, Türk düşmanları, Atatürk düşmanları, Türkçe düşmanları ve elbette ulus ve üniter yapı düşmanları, ermperyalizmle el ele, kol kola bu görevi başarı ile yerine getirmiş bulunmaktadır.

Kimi sahte milliyetçiler ve kimi utanmazca kalp Atatürkçüler, devrimi bölümsel aldılar, kimi sadece laikliği, kimi sadece ulusalcılığı, kimi de ne idüğü belirsiz bir devletçiliğe takılıp kaldılar...

Atatürk'ü, 1923 Türk Aydınlanma Devrimi'ni bölümsel öngörenler; ya saftır, saftiriktirler. Ya da art niyetli, maskeli hainler ve sahtekârlardır !

Ben, bölümsel olanın hep kalp ve sahte olduğunu iddia ettim ve böyle gördüm, dibini eşelediğimde de bu maske takmışlığı; hep doğrulanmış olarak tespit ettim.

Kimse kendini kandırmasın. Dilek, temenni, ağlaşmalara benzer yazınsal saçmalamalar, emperyalizm ve onun her türden işbrlikçilerini güldürmektedir. Beni dahi acı, acı güldürmektedir.

Cumhuriyet, Türk cumhuriyetidir... " ılımlı ya da radikal dinci yeni Osmanlı" veya " işbirlikçi, bölücü etnikçi demokratik" ya da omurgasız ve karaktersiz liboşların "numaralı" cumhuriyeti değil...

Buna sahip çıkmayanın kutlama yazı ve katkısı yapmasını, siyasi ve iktisadi görüşleri çelişik, bilirbilmezlik veya bilmezbilirlik cahilliğinden öte veya beri de görmüyorum.

Aslolan, bütünsel olarak devrimlerin tamamına sahip çıkabilmektir...

Aslolan, devrimin antiemperyalist karakterde olmasını hiç akıldan çıkarmadan ve önemsemektir...

Aslolan, ulusun, ülkenin ve devletin "bilakaydüşart" ve de "istiklal-i tam"lığına halel getirenlere karşı durabilmişliktir.

Bunlar yoksa, kimse kusura bakmasın, hızla sürüleştirilmiş "Türk" (!) birey kölelerin; ülkesi, cumhuriyeti, ulusu filan olmaz, olamaz; kölelerin hiç bir şeyi olmaz, sadece efendileri ve sahipleri olur !

Boşuna mı diyorlar sanıyorsunuz; "Türkiye, yönetimi Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir mevkideki ülkedir" diye ?!

Bu açıklamalardan sonra, utanç içinde bir Türk ve Atatürk evladı olarak, ne kadar cumhuriyet kutlanırsa, ben de o kadar kutlayabiliyorum (!)

Kendimden ve bu ülkede olan bitene boş boş bakanlardan utanarak, hepsinden önemlisi; bize bu emaneti bırakan M. Kemal Atatürk'ten utanarak ve bu hislerle kutluyorum cumhuriyeti !


Esenlikler dilerim.



Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

28/10/2009 · Kategori: Tarih,Kisiler ve Olaylar

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.




Atatürk emaneti, aziz Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıldönümü, tüm Türk ulusuna kutlu olsun...



Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

24/10/2009 · Kategori: Siir,Turku ve Resim

Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.






Ukâla Fukara

 

Bilginin tahsili, ezberden cehil.
Pek bilmiş sakini, tevazu ehil.
Sezgimiz varımı, yazgımız sefil.
Akliden ukalâ, kâlbi fukara…

Aklımın kâlbime düşerken izi.
Düşünüm çığırışı, duygum sessizi.
Bilinçten azade, bilmez; bilmezi.
Damladan ukalâ, derya fukara…

Benliğim kırcısı, şek-şüphe karı.
Yelpikli doğrunun, iğreti koru.
Bin söyler, bir sorar cahilin zoru.
İzandan ukalâ, gönül fukara…

Felek diyorlar ya, bahtın bürgüsü.
Kaderden ördüğün, kısmet sürgüsü.
Zamana çengidir, umrum çelgisi.
Sevgiden ukâla, aşkdan fukara…

Göktürkmen; yüceltir, mah-ı hilâli.
Kimi müslim der de; kimi şâmani.
Niderim ıldızsız garip hilâli.
Türk(ü)den ukâla, Urban fukara…

Şubat 2009
Ahmet Kutlu Ayyüce

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

20/10/2009 · Kategori: Elestiri ve katkilar

Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.





EDEBİYAT ve OTORİTE ÜZERİNE:


Ezilmişliğin bin yıllık acı iniltilerini çıkaran Doğu kafası, yine düşünme organını kâlp olarak belirtip gitmiş. Mana derken, anlam demeyi zül addetmiş. Bu kadar savruk ve dağınık... Dayanakları bölümsel, yani dinsel bakış, ötesini bilemiyor.

Hep söylüyorum kızıyorlar; insan kalp değil, kâlp sahibi olmalı diye… Kalp edebiyat, kâlp/b(i) edebiyat değildir, demek ki !

Edebiyat'ı üst yapı bir dinsel dayatma ve doğmalar bütünü olarak önermiş. Bilmiyor ki, bütün parçalardandır veya bölümler bütündendir. Dinsel söylemliliğinde bir toplumsal yapısı ve bu içeriğinde bir sınıfsallığı var, düşün(e)mez, bence işine gelmiyor... Birileri onun adına düşünmüştür, bunu yeterli ya da kâfi görür veyahut, bilemiyorum artık...

Mesela, hep getirip getirip dayadığı dinsel sembol ve olaylardaki sınıfsallığı görmez, az Edyaniyat ( Dinler Tarihi) bilse bunları yazmayacak !

Neden Birtengri'nin Saygın Elçisi Muhammed Yalavaç: Kureyş'in en yoksul ve karabudun aşireti olan "Haşimi" kabilesinden çıkmıştır? Buradaki hikmeti, "mana"yı, anlamı anlamaz, anlamaya zahmet buyurmaz !

Bakar mısınız bana, neler de diyorum "anlamı" anlamak... Güzel bir önerme olur bundan sanırım.

Yine, niye O'ndan ( peygamberden) sonra gelen Hilafe-i Raşidin dizgesindeki ilk üç kişi, Kureyş'in daha üst sınıfsal yapılardan gelmiştir? Buna bağlı olarak Hz. Osman ve Muaviye çizgisi ile ayrışmış, bölünmüş, sunni ve şii İslam'a sebebiyet vermiş El Ümeyye veya Emeviye ile Hz. Peygamber- Hz.Ali çizgisindeki El Haşimiye arasındaki sınıfsal çelişkiyi görmez, belki de göremez, kimbilir?

Niye Hz. İsa'sı, Hz. Musa'sı hep ezilmişlerden seçilmiştir. Niye Birtengri dinleri hep zalimlere ve ezenlere haddini bildirmek için indirmiştir?

Herşeyi manadır. Tekildir, bölümdür... Ama ben sanmıyorum ki, basit çöl urban estetiği ile tüm dünyayı ve olanı biteni açıklayabilsin...

Oysa, "mana" dizgenin öncül bir elemanıdır. Önemliliği; bulunduğu dizge veya sıralamadaki, kendinden evvel ve sonra gelen elemanlarca belirlenir.

Ben, oturup önemli ile öncül arasındaki soyutluk ve somutluğu dahi -düşün-sediğini sanmıyorum, kuvvetle muhtemel -duyum-samayı yeterli görmüştür.

Anam/atam böyle yapardı, bu nedenle ben de öyle yaptım yaklaşımı ise, kendilerine uygundur: Nakli ve taklidi Eş’ari şafiliğin edebiyata yansısını vurgulamak istiyorum. Annem makarnayı böyle yapardı, öyle yapmalı (mı) , şehyhim, pirim bunu böyle yapardı, yapmalı (mı) ya da üstad bunu böyle yapardı, hadi yapalım gibi bir muâllak sonuçlamada bırakılmışlığı da, bendeniz bu kadar açıklama yapılarak bırakıyorum izninizle...

Yeterli midir peki? Düşünsenince ve duyumsanınca çıkacak sonuçlar farklı gibi görünüyor ?

Kuralları ihlal etmeye veya bazı şeylere isyan ederek değiştirme (inkılap/devrim demektir) meselesine gelince ? Keşke bunu yapabilseydiniz; ama bu doğal, dinsel, sosyal, tarihsel ve edebi yasaların dizgelerini hiçe saymak mıdır peki ?

Bu konu, üzerinde önemle düşünmeden verilecek bir isyankâr tepkinin, arabesque edebiyatı basitliğinde de değildir, öyleyse...

Edebiyat sadece ve her şeyi "mana" ya indirgemek değildir, hiç bir şey de; tekil öncüllük ve önemsemelikte değildir... Yine hiç bir şey; bölümden ibaret sanılmamalıdır, bölümler diğer bölümlerle birlikte bütünselliğe erer. Tam(am)lanırlar.

Demek ki,  düşünsel dizge elemanı olan "mana" ya da anlamın, dahil olduğu düşünsel dizge sıralamasındaki, kendinden önce ve sonra gelen bütünselleyici diğer dizge elemanlarına da bakmalı !

Demek ki, dinseli sadece üstyapıcı bir kıssa-hisse edebiyatçılığı sanmamalı !

Dinselinde içinde bulunduğu toplumbilimsel dizgenin temel/çelişki elemanı olan sınıfsallığa da bakılmalı, zamanemiz asal/çelişkisi olan ulusallığa da bakılmalı !

Hepsinden önemlisi, Edebiyat'ın bütün anlamlardaki toplumsal amacını ölçütlerken, bütünsel olarak taklitçi ve sömürge tipi mi, yoksa özgün ve özgür bir içerikle vucut bulmuş bir durum ve konumda olup olmadığına bakılmalı !

Ondan sonra "allame-i cihanlık" ile "kamus-u ahkâm"lıklar eylemeli...

 

Ahmet Kutlu Ayyüce
Göktürkmen
Ekim ikibin dokuz

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »