7/3/2009 · Kategori: Turkbilim,Halkbilim

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.

Saz Kültürü ve Kültür Emperyalizmi 

 
‘‘Sakın Türk’ü insan sanma
Bir an bile olsa Türk’le birlikte olma
Türk eline şeker alsa o şeker zehir olur.
Türk’ün başını keserken sakın gam yeme
Baban da olsa Türk’ü öldür.’’

(Hafız Ahmet Çelebi-1499)

‘‘Fuzuli, gökten yere insen sana yer yok
Yürü var gel, ya Arap’tan ya Acem’den’’

(Fuzuli (1480-1566))

Aynı dönemlerde yaşamış iki şairden biri (Ahmet Çelebi) Türk’e sövüp ağzına geleni söylerken, alevi türkmen aşıklarından diğeri (Fuzuli) diline ve töresine sahip çıkmış, Arap ve Acem hakimiyeti yaptığından dolayı Osmanlı’ya sitem etmiş, yöre yöre gezerek halkı biliçlendirmiştir. Alevi dedeleri ve bektaşi babaları Türkçe ibadet yaparak  örf ve adetlerini günümüze kadar yaşatmışlardır. 

Aslında bu örnekleri çok daha eskilere götürmek mümkün. Selçuklu ve Osmanlı döneminde, özellikle dilde etkisini gösteren Arap ve Acem özentisi, dilleri bile kesilmesine rağmen, Türkmenleri öz benliklerinden koparamadı. Türkmenler, başta kopuz (saz) ve şiir olmak üzere eski şaman geleneklerini ve göçebe kültürünü günümüze kadar, aşağılanmalarına ve sürülmelerine rağmen, sürdüregelmişlerdir.

Köşeye sıkıştırılsa dahi daha da zenginleşen, her türlü yabancı etkilerle yok etme politikalarına rağmen ayakta dimdik durmayı başarabilen topluluklar ulusal kültür bilincine sahip çıkan topluluklardır.

Saz taşıyanları vatan haini ve sazı da kırsal kesimin aksesuarı olarak gören insanlarımız, seksenli yıllarda en büyük milliyetçi olarak kendilerini ifade ederken, aslında kendi öz benliklerine ihanet ediyor, yaklaşan kültür emperyalizmine davetiye çıkarıyorlardı. 


Günümüzde saz (bağlama) taşımayı kendine yakıştıramayan yaşını başını almış insanları görünce, gençlerin bunu yapmasını artık doğal görmek lazım. Belki bu durumu, kendi ulus bilincine yabancılaştıran popülist, reklam ve magazin çağının gençlere sunulan malzemesi gereği, belki de geçmiş yıllardan kalan saza ve saz taşıyanlara karşı bilinç altına yerleşmiş yanlış dogmaların aileleri ya da büyükleri tarafından halen gençlere yanlış aksettirilmesi olarak görmek gerekir.

Ama nerden bakarsanız bakın kültür emperyalizmine hizmet ettiği kesin. Saz diyorum sürekli. Çünkü saz kültürü Türkmen kökenli şaman kültür geleneğinden gelmesine rağmen, günümüzde farklı etnik unsurları bir arada tutan, ulusumuzun ortak kültürü haline gelmiştir.

Dil, din, ırk ve etnik köken gözetmeksizin enstrumantal (sözsüz) ve sözlü müzikal verilerin tamamı (Türk halk müziği) ülkemiz halkının ortak duygu ve düşüncelerinde birleşmiş, bütün bunlar ortak dilimiz olan Türkçeyi kullanarak saz ile icra edilmiştir.

Yabancı ulusların kendi amaçları doğrultusunda başka ulusları (kültürlerini kullanarak) hegomanyası altına almasına karşı ulusların ayakta kalabilmesinin en önemli öğesinin, dil, din, müzik, örf ve adetleri gibi birikimlerinin tamamı olan  kültürüne sahip çıkması gerektiğini bunu da sazı (müzik) örnek gösterek anlatmaya çalıştım.

Tabiki günümüzde kültür emperyalizmini gerek din misyonerleri tarafından dini kullanarak gerek inglizce dilini gereğinden fazla yayarak gerek aşırı yabancı müzik pompalaması ve gerekse internet ve cep telefonu teknolojisinin dili etkisizleştirmesi (kısa mesajlarla) şeklinde görmekteyiz.

En acısı da kendi halk kültürüne, sazına, türkülerine yabancılaşan insanlarımızın yabancı etkisi dahi olmadan kültür emperyalizmine hizmet etmesidir. Kültür emperyalizmine karşı nezaman ulusal bir duruş sergilenecek? Bu hizmeti daha nekadar devam ettirecek yurdumun insanları?        

 

Kaynak bilgisi: stratejikdusunce.com/serhat-tomur/kultur-emperyalizmine-karsi-ulusal-bir-durus-saz-kulturu/

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

15/2/2009 · Kategori: Edebiyat Katkıları

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.

Aklının toprağından bir avuç al, serp kalbinin pırıltılı zeminine... Kalbinin acıları, akıl toprağının berraklığında büyüsün !

Acılarına kalbinin, en özge yerinde ve daha da önemlisi akıl toprağında çiçekler açtır. Seni üzgün kılan, seni umutsuza salan, beyninin sömürgeleşmesi veya sömürgeleştirilmesidir !.. Buna izin vermektir...

Köle halinle aşkı yaşarım sanıyorsun demek ? Köle aşk yaşayamaz, köle acı yaşar, önce beyni köleleşir bi haber kölenin ve mankurt olur !..

Mankurtluk; sadistine ilgi duymakın mazoşistçe bilgisidir. Kölelik, insan tanımından çık demenin zorbaca dayatmasıdır !

Böcek gibi hissediyorsun işte ! Başlangıç noktanı kaybetmişsin...

Ölçebildiğin: Acı ve ağlamaya benzerliğin öte veya berisinden başka da değil... Ölçmek yoksa, yoktur biriktirmek. Doğru diye ve gayet emin kendinden, pek bir cakayla kâlp cebine alıp koyduğun soyut şeyler, ki akılsız olduğu için, (haliyle) yanlış çıkarak seni akılsızlaştırıyor !

Akılsızlaştırmak en büyük acıdır. Böyle olmalıdır "öyleler" ve öyleyse...

Biriktirmek yoksa, bilmek nasıl olur?

Aşkın bilgisi nasıl olur ya da bilgisi mi olur aşkın ?! Bilmediğine nasıl ilgi duyarsın ? Nasıl bilinmeze şiirler yazar, türk(ü)ler havalandırırsın ?

Sevgiyi bilmeden, saygıyı bilmeden, vefayı ve sadakati bilmeden ve en önemlisi gerçeği bilmeden nasıl aşk dersin, diyebilirsin, bunca sahtelik ve ucuzluğa ?

Kavramsal saçmalamalar(ın)dan çıkarsanmış seçmeceler yazar; bakın ben ağladım; aşağılayanıma, benim umutsuzluğum ve böcekliğime neden olanın çaresini bulup, bunu kalbimde çözdüm diyebilirsin! Nasıl dersin ?

Düşünmek bilmezsin, düşünmeyi sevmezsin bir kere çünkü !..

Sevmediğine, bilgisini biriktir(e)mediğine, bilgisi yok bildiğine üstelik, nasıl soyut sevgi ve salakça a ş k dersin?

Sen iyi misin !

Kâlbin aklı var mı? Aklın kâlbi ya da? Saygı nerede bulunur sence ve sevgi nice de?

Kaldı ki a ş k öyle mi !

Benzettiğin imgeler aslında simge ve o kadar çok güdüye benziyor ki; bilirsin, güdü hayvana yakın zaaftır. Zaaf insanı dağıtan, ömürden israftır.

Simgecisin, imgeyle karışmış... Aşkçısın, güdüyle karıştırmış... İnatçısın, ilke ile karışmış..

En komiği ne biliyor musun halinin? Hiç bir verili değerini aklının ve yüreğinin, kısaca ; hiç bir verili değerini varlığının kendi amacında kullan(a)mıyorsun !..

Ve sen a ş k(ı) bilirim diyorsun öyle mi ? Sevgiyi ya peki !

Sen böcek hisseden ve doldurulmuş, ey biblomsu saman -adam veya madam- : Emin misin, kendinde misin?

En önemlisi, hakikaten ve gerçekten iyi misin ?!


Şubat-İkibindokuz

Göktürkmen
A. Kutlu Ayyüce

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

14/2/2009 · Kategori: Edebiyat Katkıları

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.





Anlam arayışı ile "aşk" arayışını karıştırmışlar bireyinden, toplumuna gidenler olmanın gerekçesi; gerçeğimizi tuzak, aklımızı da ondan epeyce bir uzak bilmektir !..

Bilgiyi, ilgiyi ve sevgiyi hiç anmıyorum.. Erişmediğine “murdar” diyen güzel ama, bir o kadar da cahil olmak hali ilkeli değil, ilkel insan kalıplarına daha yakındır.

Demek ki; fiziken güzellik kimi ve çoğu zaman yetmiyor !.. Görüntü küsürattır o zaman !

Görüntü söyledik ya? Gözlem, biçem durum/dizge verilerinden biridir, bundan fazla önemsemiyoruz !

Akıl ve gerçek deyince ise: Ölçüt bilineni ve ölçülen bütününü, doğru veya yanlış konum ve durumda olmasına göre, ayrı ayrı sorgulamak gerekiyor mutlaka?

Anlamın eylemi ile "aşk"ın dili, ne denli farklılaşır ve ne denli çelişirse görüntü; istismar , öz; istihzazdır..

Öyleyse örtüştürmek veya bileşim yapmak çıkarsamalı bir düz mantıklada bak(a)mıyoruz, diyalektik ve diyalekt arıyoruz.

İstismar ; her hangi bir durumda konumladığınız kişiyi "kuruyemiş" tanımlayarak, yerin dibine indirgemektir! İstihzaz ise; kuruyemiş ve eğlencelik kadar "garip" anlamı yüklediğiniz bu garibanı, henüz (mecaz iken) yemeyi düşlediğinizde aldığınız "haz"zın Osmani lisandaki söyleyişidir !..

Bu aşk filan değildir ! Aptal ve çıkarcı aşk belki, sevginin gerçeğini sorguluyoruz oysa !

İnsanımsı veya insan takliti yapan biçimselliğinde bir önerme olarak anlayabilirsiniz, ikisi arasındaki farkı... İnsan mı peki ? Hiç sanmıyor, ummuyor ve de beklemiyorum artık !

İ - n - s - a - n - ı - m - s - ı . . . Kesinlikle böyle evet !

Ki; "haz" ve "an" toplamında yaşayıp, bileşiminden; anlamı hep "haz/an" sürecinde yaşamak olarak bilmiş, karikatür veya müsvette olmuşluk hali belki de !

Ölçü(t) koyucu ve ölçülen tamı gibi düşünürsek, kabul edilen kavramın akliliği veya kalbiliği sizi, anlam ve "aşk" üzerinden -algısal sevgi-, gerçek üzerinden ise -kavramsal saygı- tanımına götürecektir.

Bundan sonrası; -değişmek farkını yorumlama biçimi ile dönüşmek çelişkisini görebilmek- sağgörüsünden öte olamıyor.

Üzücü olan, işte tam da bu kısımdır !..

Anlamını arayan sarkaç, nelerin arasında salınır durur peki ?

Aşk dediğiniz o embesilliğin "a ş k"ı, her neyse ki; gerçekten ona benzesin ?! Özgür ve insan veya kendini köle ve böcek gibi hisseden insanımsı farkı ve şekliyle anlaşılmasını kastediyorum ?

Aşk, bence gerçek ve saygılı sevgidir. Özgür/insan tanımında olanların yaşayabildiği zamanlar ve de mekanda vardır.. Köleler ve böcek hissinde yaşayanlar kendini kandırmasın, onların aşkı olmaz !..

Marazi beynin ucube ve garibe "aşk" hastalığı; kalbe beyin, beyne kalp eklemeyi öneren ve de bunu normal bilen emperyal moronların isteğidir!

Marazi akli ve farazi kalbi bir gönül insanı tanımlıyoruz. Tanımlamak; düşünebilmek dizgesinin ilerici bir elamanıdır.

Bu tiplerde sağlıklı olmak verilerini aramak, yine bu gerekçelerle karışmışlığın makulu olup, mantıksız şeyler istemeye benziyor…

Hayatın anlamı: Bölümsel insan önermelerinin birinde takılıp kalanlar için, belirsizliktir... Kimbilir ve belki de, en cevabı bilinen sorulara, -sorular sormak- zavallığıdır belirsizlik !

Ülke sömürgeleşirilirken, ülke bireyleri de beraber sömürgeleştirilir. Bunu birbirinden ayrı düşünemiyoruz.. Böyle düşünen açık düşmüş haldedir, kendine dikkatli baksın öneriyorum!

Bu, çok düz mantıkta ve herkesin kolayca göreceği bir "göreceli" gerçektir oysa... Sömürge tipi insandan, işbirlikçileri bir yana koyarsak, sömürge tipi anlam ve sömürü tipi "aşk"lara gelebiliyoruz.

Durumumuz bu, konumumuz buna çözüm bulamamışlğın halidir!.. Bu haldeki insan tanımlayabilir mi peki? Konum/durum/tanım dizgesini oluşturmaya çabalıyorum.

Tanımlama güçlüğü çektiğimizin farkında mısınız? "Belirsiz", tanımsızdır savlıyorum!

Cevaben ve devamen: Demek ki ‘anlam arayışı ve aşk arayışı’ karışmıştır. Karışımdan mamül /ürün ’yaratık’ olarak ise; beynin boklaşması ve yüreğin tezekleşmesi önermesinde bulunuyorum!

Diğer vücut bölümleri boşaltılmış ve içi samanla doldurulmuştur !..

Hani av hayvanlarını gösterişli biblomsular halinde dolduruyorlar ya? Onlarca benzetebiliyorum.

Saman, bok, tezek ve de dolgu biblomsudan mamül yaratık insan...

Bu tür/türev yaratık insanımsı için böyle bir dizge, bence ve çok mantıklı bir dizgedir öyleyse!

Hey aptal ve akılsız "aşk", geldinse üç kere tahtaya vur!..

Bunca anlamsızlık, böceklik ve insan tanımı dışına çıkılmışlıkda, beni nasıl ve ne kolay yaşatabiliyorsunuz diye sor en azından!..

Öyle ki; istismar ve istihzaz sen de barınıyor olmasın, anlayan anlasın!..

Demek ki neymiş? Köle ve böcek koşut/ boyutunda yaşayıp hissedenler "aşık" olamaz..Bu sömürge tipi aşık ve aşkın arz-ı halidir !

Öyleyse "aşk" değildir, ağlama(k)dır bu!..

Kendine acı vermek, karşısındakine en büyük aşağılamayı yapmak halidir!

Hey "a ş k", her nerede isen gel ve üç kez tahtaya vur !..

İnsan tanımında, akıl/kalp/ vicdan bütünseli(ği)nde salınıp duran bir sarkacın, arayan anlamı olarak!..


-Yirmi dört/Ocak/İki bin dokuz/Ankara-

Göktürkmen
Ahmet Kutlu Ayyüce


Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

20/12/2008 · Kategori: Din,Felsefe ve Toplumbilim

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.



Bu yazıyı entellektüel maskeli sosyo-psikopatlara ithafen yayımlıyorum.



Osmanlı (Genel anlamda Türk kastedilir) için; "Bon pour l’orient/sadece Doğu için geçerli"(4) lafını icad eden veya uyduran ulus Fransızlardır.

Fransızlar önemlidir. Devrim anlayışımıza baktığınız da; şunu rahatlıkla görürüz.

Bir, onların (Kıta Avrupa’sının anlayınız) dinselden, laisize ulusala geçme (karolenj devirlerini kastediyorum)(7) tetikleyicisi (1789-1799) Fransız Devrimi. Bir de, bunun sınıfsalını bütünleyen şeklinde niteleyebildiğim, onlara göre daha geri bir kültür olan ve Rusların (Slav) yarı feodal 1917 Ekim Devrimi..

Demek ki, ulusal ve sınıfsal devrim düşünseli dinamiğimiz, Fransız ve (Slav) Sovyetik
(şuracı) bir tüccar ve köylü oryantizminin (Doğubilim/Şarkiyatçı) temelin de oluşmuştur.

İşte tam da burada; her şeyin ve tabi ki öğrenme olgusunun da "taklit" ile başlayacağını kabul etmekle birlikte, sadece "taklit etmekte" kalmaya isyan eden bir yaklaşımla, şunları söyleyebiliyorum:

Taklitiniz mutlaka bir yerlerden esinlenmek yoğun olarak devam edecektir. Dizgenizin bundan sonraki aşaması, kendi toplumsal dinamikleriniz doğrultusunda ve mutlaka, mantıklı ve makul "özgününüz" halinde, bir -özgün Türk ulus- senteze varması/vardırmanız olacaktır.

Gecici teori veya model ile, bunu özgüne amaçlı olarak düşünüp, düşünmeme farkına dikkat çekiyorum.

Bunu yapmamışsanız eğer; karga iken bülbül takliti yapan, beceremeyince de karga haline dönmeyi ar edip, gururuna yediremeyen bir saksağan toplumsunuzdur artık !

Dünya sadece oryantalistlerin (şarkiyatçıların) Doğu’da geçen doğrularından o da, batılı efendiler bizi öyle tanımladılar ya(?!) Şeklinde düşünmeye mecbur hissetme komedi ve aşağılık kompleksinde kalmaktan ibaret değildir!..

Gerçek, hep söylediğimiz gibi; güzel acılardan süzdüğümüzdür..

Çöpçü Murtaza Amca’nın söylemiyle ise; "Gerçek ACITICI bir acıdır, reçel değildir! " ya da!..

Anladık mı? O bile anlamışsa, biz haydi haydisinden anlamalıyız.. Tek yöne, "anlamaya" gidiyoruz başka çıkış yok!..

Ölümüne bir sevdadır. Anlamak ve anlamdırmak bağlamında "çözmek!.."

Ve çözümlemek, asla ( özellikle ulus toplumsalından etnilere,mezheplere,cemaatlara geri dönmek anlamında) çözülmek de değildir !..

Anlamak; algılamak, kavramlandırmak ve tanılandırabilmek öznesinde bir eylemleşmedir.Yapabiliriz !

Oryantik ve oksidentik (Oryanto-oksident) bir eksantirizmi(3) çözmektir öyleyse, Batı ya da Doğu merkezli ce de elbette emperyal maskeli "le’humanite" veya "beşeriyetci"(6) saçamaları irdelemek..

Hey !.. Batı’nın "Humanite" ve Doğu’nun "Beşeriyetçiliği" orada mısın? Sen emperyal maskeli ve ikiden bire, aynı amaca odaklanmış istismarcı bir sahtesin !

Ve ben seni eleştirel yöntemle çözüp, aslında senin bir Batı oryantik "global dayatma" ya da "Emevi asabiyel/ Fars şia" bir zırvalar komedisi olduğunu kanıtlayacağım !..

Çünkü ben anti-emperyaist, İstiklal-i tamcı(5) ve "ulusal sorunu" mutlak geçilmesi gereken bir toplumbilimsel aşama gören bir Türküm !..

Çünkü ben; ne bir na-so(8), ne öjen(9), ne asabiyel(10) ve ne de şuubiyelim(11)

Ya çözeceğim ya da çözeceğim! Çözdüm çözdüm.. Bilirim ki bu sorunsalı çözemezsem, Türk karanlıkların kölesi olacak..Bakın hızla oluyor zaten..

Görmüyor muyuz?!

Eğer öyleyse, ki eğer sürüsü, kölesi veya kulu olacaksa emperyalistin doğulu veya batılı "ayı"larına Türk !

Ölsün yok olsun da, adı batsın Türk!..

Tıpkı Büyük kurucu Mustafa Kemal ATATÜRK’ünde bir sözünde buyurdukları gibi:

"Bu millet Batı’nın emperyalizmi ve Doğu’nun inanç sömürüsünden (ki, genelde ve günümüzdeki gibi,ikincisi ilkine işbirlikçilik eder karakterdedir/ ek benim) kurtarılmadıkça, ’istiklal-i tam ’ olmaz !"

Ulus da olmaz, halk da, hiç bir şey de ?!

Göktürkmen
Ahmet Kutlu Ayyüce
Ararlık 2008



Birtengri kısmet ve nasip ederse; dinsel/inaçsal şablonumuzun dinamiklerini de "Doğu Hümanizmi/beşeriyetçilik" bakışıyla çözmeye denemeler şekliyle yazılarımıza devam edeceğiz.

Saygılarımla..




AÇIKLAMALAR:
(1) Oryantalizm (Şarkiyatçılık): Batılı emperyalistlerin doğu toplumlarını sömürgeleştirme bilimi (!)

(2) Oksidentalizm (Garbiyatçılık): Reel olarak (kısmen) bir disiplin/ bilimdir. Ben yazımda Arap/Fars Emperyalizm’ine gönderme amaçlı kullandım.

(3) Eksantrizm: Yan duruş, tuhaflık, garabete yakın çelişkili olma amacında kullanılmıştır.

(4) "Bon pour l’orient”: Sadece Doğu için geçerli anlamındaki bu deyim, batılıların eğitim almak için ülkelerine gelmiş doğulu zeki öğrencilerden seçerek, mankurtlaştırdıkları “sömürge tipi aydın”ların aldıkları eğitim lisansı/diplomasında yazarmış. Sadece Doğu’geçer, Batıda ciddiye dahi almayın !

(5) “İstiklal-i tam”cılık: Sözcük Büyük Kurucu ve Kurtarıcı Mustafa Kemal ATATÜRK’ün katkısıdır. Bütün toplumbilim ve siyasetbilim alanlarda "tam bağımsız ülke" olarak kastedilmiştir.

(6) " Le’humanite" veya "beşeriyetçi”lik:. İlki Batı, ikincisi ise Doğu kavramda insancıllık (insanseverlik) anlamında kullanılmıştır.

(7) “Karolenj/marolenj Devir”: Batı toplumbilimsel tanımlamada, feodal/dinsel toplumdan, modern anlamda laik-ulus toplumsal sürece geçiş (evre) dönemselliğini ifade eden terimdir.

(8) Na/so : Nasyonel Sosyalizm, kısaltması anlamında nitelemedir.

(9) Öjen/i/k : Öjenik, ilk kullanımı Eflatun’a kadar gitse de, modern anlamıyla ilk olarak Sir Francis Galton tarafından ortaya atılmış, sağlıksız ceninleri ayırıp, sağlıklı ceninler yetiştirmenin yollarını arayan, bilimselliği tartışmalı bir toplumsal akım veya toplumsal felsefedir. ’Eugenics’ Galton’un iyi tür anlamında eski Yunanca’dan ürettiği bir kelimedir. Nitekim, doğumların devlet tarafından kontrol edilmesi düşüncesini ilk ortaya atan ünlü Yunan filozofu Eflatun’dur. (Vikipedi)

(10) Asabiyel/t Teori : "siyaset bilimci ibni haldun’un mukaddime adlı eserinde bahsettiği teori.

buna göre devletlerin ayakta durabilmesi için kan bağına ,kabileler ve soylar arası yakınlığa ihtiyaç vardır ve bu kan bağı, akrabalık olgusu, soy ilişkisi en güçlü olan devletler kolay kolay yıkılmazlar.buna ibni haldunun getirdiği tanım bunun dayanışma ruhunu desteklemesi bu tür bir yapıda koruma içgüdüsünün güçlü olmasıdır.

diğer siyasetbilimciler ise bu teoriyi ayrıştırıcı, dışlayıcı bir olgu olarak görmüşlerdir.bu bakış açısının kendi soyundan veya kabilesinden olmayanları dışlayarak var olan devletin yıkılma sürecini daha da hızlandıracağını söylemişlerdir." (Uludağ Sözlük)

(11) Şuubiyel/t : "Emeviler ve Abbasiler döneminde Arap olmayan Müslümanlar arasında gelişen hareket.

Emeviler döneminde mevali adıyla anılan Arap olmayan Müslümanlar Araplarla eşit sayılmıyordu.Yönetimin bu tutumu İran ve Türk kökenli Müslümanları İslamın öngördüğü eşitliğin gerektirdiği hakları almak için mücadeleye yöneltti.

Böylece ortaya çıkan muhalefet hareketi Emevilerin devrilerek Abbasilerin iktidara gelmesinde büyük rol oynadı. Abbasiler döneminde İranlılarla Türkmenlerin önemli haklar kazanmasından ve yönetim kademelerinde önemli görevler üstlenmelerinden sonra Şuubiye hareketi kültürel bir nitelik kazandı.

Özellikle İranlılar arasında süren hareket eski İran kültürünün canlandırılmasında ve Farsçanın edebiyat dili olarak gelişmesinde etkili oldu. nbdsambmabcma" (Vikipedi)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

18/12/2008 · Kategori: Dusunce ve Duygular

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.



" ATA'NIN CAN DÜNDAR'A MEKTUBU

Utandım çocuk

Beni anlatan bir film yapmışsın .

Kızgınım, utanç içindeyim.

Sana değildir kızgınlığım. Filmdeki Mustafa'dan da utanmış değilim.

Başaramamışım, bundandır utancım.

Komutam altında, bu vatan için kanını akıtan Türk askerlerinden utandım.

"Özgürlük" demiştim, benim karakterimdir.

"Bilim" demiştim, tek yol göstericidir.

Sen, "Karanlıktan korkardı" demişsin benim için.

Korkardım evet. Bu ulusu boğmak isteyen karanlıklardan çok korktum.

Ama insaf be çocuk, korkup da kaçmadım ya.

Söküp atmadım mı o karanlığı bu ülkenin üzerinden?

Diktatör demişsin bir de. Hiç okumadın mı çocuk?

Nerde benim nesilleri emanet ettiğim öğretmenler?

Anlatmadılar mı sana?

Başkomutan olarak cepheden cepheye koşarken ve bütün kararları tek başıma alabilecekken neden bir meclis kurdum ben çocuk? Böyle diktatör olur mu?

Ah be çocuğum.

Neden, nasıl düşman ettiler seni bana?

Baktım aşktan, sevgiden, aileden bahseden güzel şeyler yazmışsın bugüne kadar.

Belli ki,çalışkansın, zekisin. Kara cüppeleri ile milletin ümüğüne çökmüş olan yobazları çok iyi anlarım da çocuk, seni anlayamıyorum.

Onlar zaten hiç sevmedi beni. Yüzyıllardır süren iktidarlarını çekip almıştım ellerinden.

Sevmeyecekler beni elbette...

Peki sen çocuk, sen neden kol kola girdin bu kara kalplilerle?

Dedim ya, sana değil kızgınlığım.

Başaramamışım.

Anlatamamışım demek ki özgürlüğün kıymetini, bağımsız bir ulusun, onurlu özgür bireyi olmanın ne büyük bir nimet olduğunu.

Yazık olmuş, onca vatan evladının kanına, onca ananın göz yaşına.

Veremem ki şimdi hesabı, ne o gencecik bedenlere, ne de gözü yaşlı analara.

"Bu muydu uğruna bizi ölüme gönderdiğin vatan?" derlerse,

"Bu nesiller miydi,ölen evlatlarımızın kanıyla kurduğun ülkeyi emanet ettiğin?" diye sorarlarsa ne derim ben onlara be çocuk?

 

Olmadı be çocuk... olmadı.

 

M.Kemal ATATÜRK"


Alıntılanmıştır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »