30/10/2009 · Kategori: Edebiyat Katkıları

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.





Cumhuriyet Bayrımı Kutlaması Üzerine:

Öncelikle, kendimizi kandırmayalım. Gerçek ne denli acı da olsa, bunu kabul edip, oradan başlanmalı !

Ülke, cumhuriyet ve devrimlerin amacı Atatürk çizgisinden sapmıştır, asıl varması amaçlanan noktanın tam zıttı istikametine vardırılmıştır.

Devrimin bütünsel amacı; uluslaşma aşamasını tamamlamaya varmaktı, olmadı; dinsel, etnik, cemaat ırkçılığı hortladı...

Devrimin temeli, anti-emperyalist ve "istiklal-i tam "ulus/devlet olmaktı. Olmadı, yerine olan biten ortadadır!

Emperyalizmin güdümüne girmiş, maddi ve manevi (insan potansiyeli ve onların geleceği dahil) tüm değerlerini, özelleştirerek satmış bir ülke görüyoruz.

Atatürk ve cumhuriyet felsefesi bunu amaçlamamıştı, arzulamamıştı. Demek ki, ortada bir yenilgi vardır. Günü birlik, güya bayram kutlamacı ve ağlaşmaya benzer vicdan rahatsızlığı ile yapılan temenniler, bu gerçeği değiştirmiyor !

Ülke, Abd ve Ab sömürgesi olmuştur. Cumhuriyet düşmanları, Türk düşmanları, Atatürk düşmanları, Türkçe düşmanları ve elbette ulus ve üniter yapı düşmanları, ermperyalizmle el ele, kol kola bu görevi başarı ile yerine getirmiş bulunmaktadır.

Kimi sahte milliyetçiler ve kimi utanmazca kalp Atatürkçüler, devrimi bölümsel aldılar, kimi sadece laikliği, kimi sadece ulusalcılığı, kimi de ne idüğü belirsiz bir devletçiliğe takılıp kaldılar...

Atatürk'ü, 1923 Türk Aydınlanma Devrimi'ni bölümsel öngörenler; ya saftır, saftiriktirler. Ya da art niyetli, maskeli hainler ve sahtekârlardır !

Ben, bölümsel olanın hep kalp ve sahte olduğunu iddia ettim ve böyle gördüm, dibini eşelediğimde de bu maske takmışlığı; hep doğrulanmış olarak tespit ettim.

Kimse kendini kandırmasın. Dilek, temenni, ağlaşmalara benzer yazınsal saçmalamalar, emperyalizm ve onun her türden işbrlikçilerini güldürmektedir. Beni dahi acı, acı güldürmektedir.

Cumhuriyet, Türk cumhuriyetidir... " ılımlı ya da radikal dinci yeni Osmanlı" veya " işbirlikçi, bölücü etnikçi demokratik" ya da omurgasız ve karaktersiz liboşların "numaralı" cumhuriyeti değil...

Buna sahip çıkmayanın kutlama yazı ve katkısı yapmasını, siyasi ve iktisadi görüşleri çelişik, bilirbilmezlik veya bilmezbilirlik cahilliğinden öte veya beri de görmüyorum.

Aslolan, bütünsel olarak devrimlerin tamamına sahip çıkabilmektir...

Aslolan, devrimin antiemperyalist karakterde olmasını hiç akıldan çıkarmadan ve önemsemektir...

Aslolan, ulusun, ülkenin ve devletin "bilakaydüşart" ve de "istiklal-i tam"lığına halel getirenlere karşı durabilmişliktir.

Bunlar yoksa, kimse kusura bakmasın, hızla sürüleştirilmiş "Türk" (!) birey kölelerin; ülkesi, cumhuriyeti, ulusu filan olmaz, olamaz; kölelerin hiç bir şeyi olmaz, sadece efendileri ve sahipleri olur !

Boşuna mı diyorlar sanıyorsunuz; "Türkiye, yönetimi Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir mevkideki ülkedir" diye ?!

Bu açıklamalardan sonra, utanç içinde bir Türk ve Atatürk evladı olarak, ne kadar cumhuriyet kutlanırsa, ben de o kadar kutlayabiliyorum (!)

Kendimden ve bu ülkede olan bitene boş boş bakanlardan utanarak, hepsinden önemlisi; bize bu emaneti bırakan M. Kemal Atatürk'ten utanarak ve bu hislerle kutluyorum cumhuriyeti !


Esenlikler dilerim.



Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

15/2/2009 · Kategori: Edebiyat Katkıları

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.

Aklının toprağından bir avuç al, serp kalbinin pırıltılı zeminine... Kalbinin acıları, akıl toprağının berraklığında büyüsün !

Acılarına kalbinin, en özge yerinde ve daha da önemlisi akıl toprağında çiçekler açtır. Seni üzgün kılan, seni umutsuza salan, beyninin sömürgeleşmesi veya sömürgeleştirilmesidir !.. Buna izin vermektir...

Köle halinle aşkı yaşarım sanıyorsun demek ? Köle aşk yaşayamaz, köle acı yaşar, önce beyni köleleşir bi haber kölenin ve mankurt olur !..

Mankurtluk; sadistine ilgi duymakın mazoşistçe bilgisidir. Kölelik, insan tanımından çık demenin zorbaca dayatmasıdır !

Böcek gibi hissediyorsun işte ! Başlangıç noktanı kaybetmişsin...

Ölçebildiğin: Acı ve ağlamaya benzerliğin öte veya berisinden başka da değil... Ölçmek yoksa, yoktur biriktirmek. Doğru diye ve gayet emin kendinden, pek bir cakayla kâlp cebine alıp koyduğun soyut şeyler, ki akılsız olduğu için, (haliyle) yanlış çıkarak seni akılsızlaştırıyor !

Akılsızlaştırmak en büyük acıdır. Böyle olmalıdır "öyleler" ve öyleyse...

Biriktirmek yoksa, bilmek nasıl olur?

Aşkın bilgisi nasıl olur ya da bilgisi mi olur aşkın ?! Bilmediğine nasıl ilgi duyarsın ? Nasıl bilinmeze şiirler yazar, türk(ü)ler havalandırırsın ?

Sevgiyi bilmeden, saygıyı bilmeden, vefayı ve sadakati bilmeden ve en önemlisi gerçeği bilmeden nasıl aşk dersin, diyebilirsin, bunca sahtelik ve ucuzluğa ?

Kavramsal saçmalamalar(ın)dan çıkarsanmış seçmeceler yazar; bakın ben ağladım; aşağılayanıma, benim umutsuzluğum ve böcekliğime neden olanın çaresini bulup, bunu kalbimde çözdüm diyebilirsin! Nasıl dersin ?

Düşünmek bilmezsin, düşünmeyi sevmezsin bir kere çünkü !..

Sevmediğine, bilgisini biriktir(e)mediğine, bilgisi yok bildiğine üstelik, nasıl soyut sevgi ve salakça a ş k dersin?

Sen iyi misin !

Kâlbin aklı var mı? Aklın kâlbi ya da? Saygı nerede bulunur sence ve sevgi nice de?

Kaldı ki a ş k öyle mi !

Benzettiğin imgeler aslında simge ve o kadar çok güdüye benziyor ki; bilirsin, güdü hayvana yakın zaaftır. Zaaf insanı dağıtan, ömürden israftır.

Simgecisin, imgeyle karışmış... Aşkçısın, güdüyle karıştırmış... İnatçısın, ilke ile karışmış..

En komiği ne biliyor musun halinin? Hiç bir verili değerini aklının ve yüreğinin, kısaca ; hiç bir verili değerini varlığının kendi amacında kullan(a)mıyorsun !..

Ve sen a ş k(ı) bilirim diyorsun öyle mi ? Sevgiyi ya peki !

Sen böcek hisseden ve doldurulmuş, ey biblomsu saman -adam veya madam- : Emin misin, kendinde misin?

En önemlisi, hakikaten ve gerçekten iyi misin ?!


Şubat-İkibindokuz

Göktürkmen
A. Kutlu Ayyüce

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

14/2/2009 · Kategori: Edebiyat Katkıları

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.





Anlam arayışı ile "aşk" arayışını karıştırmışlar bireyinden, toplumuna gidenler olmanın gerekçesi; gerçeğimizi tuzak, aklımızı da ondan epeyce bir uzak bilmektir !..

Bilgiyi, ilgiyi ve sevgiyi hiç anmıyorum.. Erişmediğine “murdar” diyen güzel ama, bir o kadar da cahil olmak hali ilkeli değil, ilkel insan kalıplarına daha yakındır.

Demek ki; fiziken güzellik kimi ve çoğu zaman yetmiyor !.. Görüntü küsürattır o zaman !

Görüntü söyledik ya? Gözlem, biçem durum/dizge verilerinden biridir, bundan fazla önemsemiyoruz !

Akıl ve gerçek deyince ise: Ölçüt bilineni ve ölçülen bütününü, doğru veya yanlış konum ve durumda olmasına göre, ayrı ayrı sorgulamak gerekiyor mutlaka?

Anlamın eylemi ile "aşk"ın dili, ne denli farklılaşır ve ne denli çelişirse görüntü; istismar , öz; istihzazdır..

Öyleyse örtüştürmek veya bileşim yapmak çıkarsamalı bir düz mantıklada bak(a)mıyoruz, diyalektik ve diyalekt arıyoruz.

İstismar ; her hangi bir durumda konumladığınız kişiyi "kuruyemiş" tanımlayarak, yerin dibine indirgemektir! İstihzaz ise; kuruyemiş ve eğlencelik kadar "garip" anlamı yüklediğiniz bu garibanı, henüz (mecaz iken) yemeyi düşlediğinizde aldığınız "haz"zın Osmani lisandaki söyleyişidir !..

Bu aşk filan değildir ! Aptal ve çıkarcı aşk belki, sevginin gerçeğini sorguluyoruz oysa !

İnsanımsı veya insan takliti yapan biçimselliğinde bir önerme olarak anlayabilirsiniz, ikisi arasındaki farkı... İnsan mı peki ? Hiç sanmıyor, ummuyor ve de beklemiyorum artık !

İ - n - s - a - n - ı - m - s - ı . . . Kesinlikle böyle evet !

Ki; "haz" ve "an" toplamında yaşayıp, bileşiminden; anlamı hep "haz/an" sürecinde yaşamak olarak bilmiş, karikatür veya müsvette olmuşluk hali belki de !

Ölçü(t) koyucu ve ölçülen tamı gibi düşünürsek, kabul edilen kavramın akliliği veya kalbiliği sizi, anlam ve "aşk" üzerinden -algısal sevgi-, gerçek üzerinden ise -kavramsal saygı- tanımına götürecektir.

Bundan sonrası; -değişmek farkını yorumlama biçimi ile dönüşmek çelişkisini görebilmek- sağgörüsünden öte olamıyor.

Üzücü olan, işte tam da bu kısımdır !..

Anlamını arayan sarkaç, nelerin arasında salınır durur peki ?

Aşk dediğiniz o embesilliğin "a ş k"ı, her neyse ki; gerçekten ona benzesin ?! Özgür ve insan veya kendini köle ve böcek gibi hisseden insanımsı farkı ve şekliyle anlaşılmasını kastediyorum ?

Aşk, bence gerçek ve saygılı sevgidir. Özgür/insan tanımında olanların yaşayabildiği zamanlar ve de mekanda vardır.. Köleler ve böcek hissinde yaşayanlar kendini kandırmasın, onların aşkı olmaz !..

Marazi beynin ucube ve garibe "aşk" hastalığı; kalbe beyin, beyne kalp eklemeyi öneren ve de bunu normal bilen emperyal moronların isteğidir!

Marazi akli ve farazi kalbi bir gönül insanı tanımlıyoruz. Tanımlamak; düşünebilmek dizgesinin ilerici bir elamanıdır.

Bu tiplerde sağlıklı olmak verilerini aramak, yine bu gerekçelerle karışmışlığın makulu olup, mantıksız şeyler istemeye benziyor…

Hayatın anlamı: Bölümsel insan önermelerinin birinde takılıp kalanlar için, belirsizliktir... Kimbilir ve belki de, en cevabı bilinen sorulara, -sorular sormak- zavallığıdır belirsizlik !

Ülke sömürgeleşirilirken, ülke bireyleri de beraber sömürgeleştirilir. Bunu birbirinden ayrı düşünemiyoruz.. Böyle düşünen açık düşmüş haldedir, kendine dikkatli baksın öneriyorum!

Bu, çok düz mantıkta ve herkesin kolayca göreceği bir "göreceli" gerçektir oysa... Sömürge tipi insandan, işbirlikçileri bir yana koyarsak, sömürge tipi anlam ve sömürü tipi "aşk"lara gelebiliyoruz.

Durumumuz bu, konumumuz buna çözüm bulamamışlğın halidir!.. Bu haldeki insan tanımlayabilir mi peki? Konum/durum/tanım dizgesini oluşturmaya çabalıyorum.

Tanımlama güçlüğü çektiğimizin farkında mısınız? "Belirsiz", tanımsızdır savlıyorum!

Cevaben ve devamen: Demek ki ‘anlam arayışı ve aşk arayışı’ karışmıştır. Karışımdan mamül /ürün ’yaratık’ olarak ise; beynin boklaşması ve yüreğin tezekleşmesi önermesinde bulunuyorum!

Diğer vücut bölümleri boşaltılmış ve içi samanla doldurulmuştur !..

Hani av hayvanlarını gösterişli biblomsular halinde dolduruyorlar ya? Onlarca benzetebiliyorum.

Saman, bok, tezek ve de dolgu biblomsudan mamül yaratık insan...

Bu tür/türev yaratık insanımsı için böyle bir dizge, bence ve çok mantıklı bir dizgedir öyleyse!

Hey aptal ve akılsız "aşk", geldinse üç kere tahtaya vur!..

Bunca anlamsızlık, böceklik ve insan tanımı dışına çıkılmışlıkda, beni nasıl ve ne kolay yaşatabiliyorsunuz diye sor en azından!..

Öyle ki; istismar ve istihzaz sen de barınıyor olmasın, anlayan anlasın!..

Demek ki neymiş? Köle ve böcek koşut/ boyutunda yaşayıp hissedenler "aşık" olamaz..Bu sömürge tipi aşık ve aşkın arz-ı halidir !

Öyleyse "aşk" değildir, ağlama(k)dır bu!..

Kendine acı vermek, karşısındakine en büyük aşağılamayı yapmak halidir!

Hey "a ş k", her nerede isen gel ve üç kez tahtaya vur !..

İnsan tanımında, akıl/kalp/ vicdan bütünseli(ği)nde salınıp duran bir sarkacın, arayan anlamı olarak!..


-Yirmi dört/Ocak/İki bin dokuz/Ankara-

Göktürkmen
Ahmet Kutlu Ayyüce


Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

23/11/2008 · Kategori: Edebiyat Katkıları

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir.Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir.Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir.Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.



YEDİVEREN KIZILI İÇİNDE KARBEYAZI ARAYIŞ:

Sizin için yazıyorum. Bunları bilmeniz gerekiyor. En güçlü ifadeleri yazınsal konuşarak ve yazarak; metin ya da manzum anlatılardan oluşan “dostlarımız”dan, yani kitaplardan; sizin için taramalar ve arayışlarla biriktirmeye gayret ediyorum.

Biliyorum ki karışmak ve bulanmak, durulmaya başlamaktır göreceli amaçsalımızda..

Doğrudan hitap, sesleniş belki serzeniş..Yararlık !     

Çaba: Dolaysız ve faydacı kısa-öz anlatılardır…Umulur ki, ilginizi çeksin. Okumayı okumak, bilmeyi bilmek.. Belki  biraz da, bakmak ya da görmek düşün ve duyumsallığında..

Özü, ereği şu olsun; bilmeyi bilmek ki, bilgiyi biriktirmektir. Anlamak anlaşılabilmektir öneriyorum !?

Umulur ki ? 

Biliyorum ki harf, hece ve ”sözcük” olmaya giderken, yüklendiği kullanma biçimlerinde, farklı insanlarda, farklı düşünsel bilgi yıldızı pırıltıları yakar. Ama eninde sonunda; soyut-somut kavram cisimselliğinde bir etkileme/etkilenmedir olan.

Bir suya atılan minik taştır; olur harf, yayılır hece olur, yansır söz olur, dağılır tümce olur.. Etkiler-etkilenir.

Belki de büyük adam söylenişi ile şöyle denmeli haldir onu anlatmak:

” dil (sözcük) insan zihninin cephaneliğidir; aynı anda hem geçmişin ganimetlerini hem de, gelecekteki zaferlerin silahlarını taşır.”     

Yazmak, sevmek kadar -ben eylem ve “siz” özne- halde iken, yansıması sevilmek ve sevilmemektirde kimi zaman,  yazan okuyan estetik ve diyalektiğinde.. Beklentidir ki; iletişim amaçlıdır, ölçüyü içinde barındırır ve ölçüsüz sevgi ve nefrete yol açıcı körgörmekler değildir..

Öyleyse eğer, o yazı değildir, yaz(ı)mak hiç değildir..Birtengri bunlardan eylemesin..Yaz(ıyo)rum sanan karıştırtıcı, kötü niyetli ve bilinçli yıkıcılardan anlayınız lütfen !

Yine ağır abi -büyük adam/insan- sözü ile apaçık anlamlandırmaya götürelim bu söylediğimizi de:

“İnsanoğlu (yazan ve okuyan insandır elbette) kimseye kendini sevdirmeye kalkmamalı…Kendini sevilmeye bırakmasının yeterli olduğunu bilmelidir.

Yazıyoruz..Yazmak ibadet gibidir… Okuyoruz..Okumak iman gibidir...

Sessiz konuşuyor, sessiz düşünüyoruz, “okumak  sessiz konuşmak, yazmak sessiz düşünmektir” öyle ise inadına !

Ve düşünüyoruz ki; sevmesekte, Batı kavram alıntılıyor olsak ta; yine değer biliyoruz, çünkü “cogito ergo sum” dur(*)’okumak’ı düşünmek !    

TÜRK dizge ve modelle bakıp görmeye yazıyoruz; riskini elbet biliyoruz, iddalarla değil denemelerle yazıyoruz..Değinmelerle belki..  

-Hep,”algı kırılmaları” yaşar haldeyiz.. 

- Hep,”kavram kargaşaları” bizi bozuyor..      

-Bir de; bizden ve bizim olmayan nazarlar !..    

Buna ölçü koyuyoruz. Basite, sıradana, bayağı ve bir yerlere payanda-teşne olmamaya ölçü ! Ki sadelik, basitlik değildir anlayana !

Özgün “ulusal sorun” çözümlemeleri arar olmaya, özgün toplusalımıza ve özgün Türk(çü)lüğümüze ölçüt oluşturacak bilgi katreleri anlaşılsın....

Başkaca bir amacımız yoktur. Beklentimiz, çıkarımız, karşılıksızca ve aydın olabilmenin erdemine ermektir !   

Bitirirken, ölçütümüzü bir başka ustadan alıntılıyoruz. Bizden daha iyi anlatmıştır madem, daha iyi olan, hep örnek alınmalı, alıntılanmalıdır.

 “..Bir ülkenin ‘Tam Bağımsızlık’ yolunda gönenmesi için, tek başına ‘ulusal tavır’ da yeterli değildir.   

Toplumcu düşünceden geçirilmemiş; emek-sermaye belirleyici tavrından yoksun bir “ulusal” tavır, her zaman: Ya “ faşizm ”in yedeğine düşer ! Ya da: ”Hegemon emperyalist” güce, sistem içinde rakip bir başka ”emperyalist” odağın kuyrukçuluğuna!...”

Okumak; doğru algılamak, algılamak -kavram yazınsal- ve anlamın anlatısıdır artık bizde...                                                                       

Ahmet Kutlu Ayyüce
Göktürkmen

KAYNAKÇA:

 

(*) Cogito ergo sum: Düşünüyorsam varım!..

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

15/11/2008 · Kategori: Edebiyat Katkıları

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir.Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir.Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir.Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.


-ÖZLEŞİM- EDEBİYAT AKIMINA TEORİK KATKILAR

 

 

Genel ilkeler ve Özel Anlamıyla Edebiyat Münazara Amaçlı Giriş Metnidir:

 

 

Kitap, (eserler icmali ürünler) yazıyorsanız veya bunu düşünüyorsanız eğer; kitabı olsun veya kitabı var “ego tatmini” kabul edilebilir gerekçedir, bu bir. Bireysel ve  bireyleşmiş entelektüelin, toplumsalına katkı anlamında duyduğu üst hiyerarşik -birey egosu- statüde doyumunu kastediyorum.

 

İki; yazdıklarınız ve ulaşmak istediğiniz sanatsal ve fikirsel amaç ve de okur kitlesi üzerindeki etkinizle, "Cengiz Han'ın" 1220'lerde, Dünya'da yarattığı etki gibi benzetebildiğim değişmeler yaratamayacaksanız eğer, -eserler icmali-  kitabınız olsa da olur, olmasa da !?

 

Türk toplumunun ve içinden çıkan eser/yazarın, taklit ardıl yoğunculuk ve kopye öncüllük ve hele tercüme –inhitat- literatüre artık hiç tahammülü yoktur.

 

Özgün ve bilinmeyen “yeni bilgi” içeren kastıyla,  o ana değin bulunmayan “ilk” bilgi dizge/model ve bu ikisinden çıkacak sonucun bilimsel, fikri, iktisadi güç kavramına sahip olması, tarafımdan düşünülüp/önerilmektedir.

 

 Birtengri'nin yaklaşık iki yüz yıldır Batı'da olan  bilim ve ilerleme güneşinin, yeniden ezilen Doğu'ya ve de doğu toplumlarının hep liderliğini yapmış -Türk Büyük Asya Tasarımı’na-  evrilmesi gerekmektedir. (Bu önerme ile Dugin Avrasyacılığı veya Enveri kafa Pantürkist/turanist siyasal "milliyetçilik" kastedilmemektedir.)

 

Prof. Akçura'nın 1905 tezleri bile eleştirilerek, yeni ve zaman/zemine uyar tanım ve kavramlarla özgün, ilerletilmiş bir Türk kimlikli yazın ve fikir literatürüne gidebilmelidir.

 

Alan çok bakirdir. Yazmayı ve yayınlamayı bekliyor.  Yeteneksiz, işbirlikçi  (gayri Türk kin ve dinli) oligarşi burada en büyük engeldir.

 

İradi ve bilinçli değiştirici yazın, pozitif tutku ve aşkla yapılmalıdır.

 

Duygusal edebiyat estet/üstyapısal, mantıksal edebiyat ise diyalekt/diyaletik  altyapısal çerçevede Türk kültür kavramsallıkta özgünleşmelidir. Eserler ve (edebi) akımlar oluşturucu idda ile yazmak ve kitap yayınlamaktan bunu anlıyorum.

 

Türk ulusal sorunu ilerleme(ci) devrimi sabitlemiş noktası olarak önerdiğimiz, 1923 Aydınlanmacı Atatürk modeli işleyebilir olduğunu göstermiştir. Bu yolda  alınacak bir yazınsal ilke kararlar bütünü, kararlılıkla uygulanarak sonuçları nesnel olarak görülesiye değin asla ve kat’a terkedilmemelidir.

 

Üç; emek ve karşılığı  genel ve de Türk insanı anlamında tüm zamanlarda önemli bir olgu/gerçekdir. Düşünmek ciddi, duy(umsa)mak bedii anlamda insanca yaşamanın zirvesinde olmak işidir. Bunu yapanı ve değiştirici devrimciliğini, üst başlıkta "aydın" diye isimliyoruz.

 

İlkeleri:

 

- Doğru başlatmak, dürüst sürdürmek ve (Türk ve evrensel) insan tanımı dışına çıkmadan eserler vermek.

 

- Batı ve Doğu taklit -sömürge tipi edebiyata- reddiye okumak, reddiye okuduklarının yerine Türk/asyatik, genel Doğu özgün ve de bilimsel genel kabul görmüş kurallar koyabilmek.

 

- Çözmeye amaçlı olmak azmi ve iradesi ile; polemiği kavga, katkıyı inhitat, eleştiriyi egoizme kurban etmemiş, bilimsel ve insani; akıl-yürek-vicdan sınırlarında "çözmek ve yazmak" bilmişlikte olmak.

 

- Kesinlikle ilk ve bilinmeyenin “ilk”ini bulmak amaçlı eylemlerle yazacak ve bilim, sanat veya nesir/manzum ayırmadan tüm fikri/edebi ürünlerde hakim/şamil bir diyalekt veya sentez öneriyorum. 

 

İnternet ameledir. Ameleye –emek- değil, zihniyeti ve iki dere bir ara haldeki  “beleşçi ve ilkesiz insan” niteliksel önermesi yaptım.

 

Bunlardan sonra şiir/nesir- eser/yazar amaçlı kitap ve internet yazını farkı daha iyi anlaşılır diye dileyip, umuyorum.

 

 

Saygılar.

Kasım 2008

Göktürkmen

Ahmet Kutlu Ayyüce

 

Not: Konu genel  sınırları çizilme ile başlatılmış olup, katkılarla özel olarak Özleşim (şiir/nesir) Edebiyat akımına varan (edebi) teorik bir yol takip edilecek biçimde düşünülmüştür.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »