4/10/2009 · Kategori: Elestiri ve katkilar

Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.

Ya da KURGUCU TARİH Üzerine


Batı merkezli Türkbilim ve “Kürdolojik” verilerin doğruluk ve bilimsel gerçekliği karşılamak bakımından, nesnellikten daha ziyade öznel olduklarını düşünüyorum.

Asıl tartışmaya açılması gerekli olan budur. Bu, bizi, Batı veya Doğu toplumbilimsel kavramları ile tanımlanmaya isyan etmeye getirecek, özgün bilgi birikiminden çıkacak olan öz kültürel değerlerimize varmaya ve bu konulardaki doğrularımızı bulmaya vesile olacaktır.

Emperyal yazım Türkoloji ve “Kürdoloji”, bölümsel olarak övücü, gaza getirici bir söylem tutturmuşken, bütünselliğine bakıldığında birbirine düşürücü ve büyük ağabeyin (emperyal ağa ulusların) dediklerine, bilgi teorisi anlamında dahi karşı çıkılmaması gerektiğine dair bir buyurganlık arzeder.

Bana hep komik gelmiştir örneğin: Horasan ve Mezopotomya tanımı yapan batılı oryantik yaklaşım… Veya Orhun bulgularına “Mongoloid” diyen batılı ilk yaklaşım. Devamında ise; Orhun bölgesini ve buluntularını tabir-i caizse, adeta “pat diye” ortaya çıktı niteleyen ve açıklayan, buluntuların öncesini karanlık ve muallakta bırakan Batı merkezli saçmalamalar !

Kimse sormaz mesela, Orhun buluntuları ve alfabesi bağlamında kastediyorum. Bir dil, kaç bin yılda alfabetik hale gelerek konuşma ve yazı dili olmak ötesinde, abidevi bir sanat dili olabilir diye ?

Tarih yazımında başlangıç alınan tercih, kasıtlı bir öznellikle Batı merkezli ise, merkeze koydukları Hint-Aryen ve Grek-Latin-Roma çıkışlılık asıl tartışılması gerekli kısımdır. Kimse bunu yapmıyor, onların koyduğu kurallara kuzu kuzu uyuyor halbuki ?!

Bu nedenle Prof. Ögel, Kirzioğlu, Kafesoğlu, Turan gibi tarihçiler, batılı Türkolojik nas ve bulguları tekrarcı tarihçilerdir. Bundan öte, Türk Budunsallığına yaptıkları yeni veya yeniye katkılamak açısından fazlaca bir etkileri olduklarını düşünmüyorum.

Bir başka arkadaşımızın belirttiği Arvasi, Prof. Akgündüz, Altaylı gibi şahsiyetler ise tarihlerini 1301 Ermenibeli Savaşı, hadi bilemediniz 1071’den, Malazgirt’ten başlatırlar. Arap ve Fars emperyalizmine dinsel maskeyle övgü ve öyküler düzerek, yukarıdakilerden sadece derece farkıyla ve çok az farklarla ayrışırlar. Doğu ve Batı emperyal yazım farkını anlatmak istiyorum, böyle anlayabilirsiniz...

İçerikleri ve farkları, amaçlanmış emperyal somutun soyutunu bütünleyecek biçemde aynıdır. Tartışılmaz ve hikmetinden sual olunmaz bir Doğu ve Batı emperyal yazımlar bütünselliği ile karşı karşıyayız yani, şaka yollu böyle bir gönderme yapabiliyorum.

Bundan sonrası ise, karşı cenah olan Kürt tarihi(!) yazımcıları Nikitin, İzady, Tori, Minorsky, Bender, van Bruinessen vd..,vb.. gibilerinde, konuya Batı kaynaklı doğmatik bilgi birikimini (kendi açılarından bakarak) tekrar etmelerinin dışında ve bundan öte bir söylem ve yenilik getirmediklerini düşünüyorum.

Konuya Bakış ve Öneriler :

Kürt olgusu (olsa olsa yapay/zorlama ulusal) ulusal değil, etnik bir sorundur.

Sorunsallığı, Türk uluslaşması içinde çözülmek üzereyken,1940 ve özellikle 1960 sonrası Türkiye sosyo-politik çizgisinin tercihi olan, Ab ve Abd merkezli emperyal/tarihsel politikalar güdümüne girmesindendir. Ve sonrasında da; bu emperyal tasarımların payandası ve destekçisi olan Türkiyeli ve Türki yönetsel işbirlikçilik ( oligarşi) işi, içinden çıkılmaz bir hale getirilmiştir.

Bu noktadan sonra etnik sorunu, maalesef din ağırlıklı bir süperetno içinde düşünerek halletmek konumu ve tehlikesi ortaya çıkmıştır. Neo Osmanist ve İslamist bir sentez gibi anlayabilirsiniz.

Dinsel temelli ulus olmayı ise emperyalizm; etnik ve mezhep temellilik gibi, multikültüralizasyon gibi, demokara(t)si öncül ve önemsemeli ulus/yapılar gibi albenili türevleriyle zaten dayatıyor.

Umarım dinsel temelli ulus olmanın (!) ve bu tür çözümlerin getireceği büyük riskler, bu makaleyi kaleme alan dostumuzun "Türk Ulusal Sorunu" bağlamında ilgi alanına girmektedir?

Bu makaleler dizinindeki en büyük yanlış etniyi, dinsel ve inançsal motifler benzeşliği ile açıklamaya çalışmak ve bu temelden başlattığı bir ulus tanımına varmayı amaçlamış olmasıdır. Bunun büyük riskine dikkat çekiyorum.

Kaldı ki, Zazalar (Sorani, Goranilik) özelinde Kürtleşen Türkmenlerin, kendi kültürlerine ait ögeleri o kültürlere taşıyıcılığı da bilinen bir yaklaşımdır.

Kürt (Zaza) Hanefiliği ve Aleviliği ile Kürt Eş’ari Şafiliği çelişkisine burada ayrıca dikkat edilmelidir.

Türk ulusu ve Kürt etnisi arasındaki en büyük fark, tarihsel olmaktan ziyade sosyolojik başkalaşmalardan kaynaklanmaktadır. Aşiretlerden öte gidememiş Kürt yönetselliği, emperyalist yazım bir derlemeyle ve yine onun verdiği inanılması güç büyük bir destekle, ulus ve devlet olmaya gideceğini sanıp/düşünebilmektedir !

Ulus olmanın Oliver Roy deyimiyle; yapaylığı ve doğallığına, tam da burada önemle dikkat çekmek istiyorum. Batı merkezli “Kürdoloji”, aslında Kürdizm veya siyasi Kürtçülüktür. Bilim ve izm farkını bilenler için söylüyorum; durumu ve konumu burada açıklayabilmek, ayrıştırılması zor bir tanımsızlık ve imkansızlığı içinde taşımaktadır!

Bu yapaylık veya fabrikasyonluğu ve bunlardan etnik, din/mezhep /cemaat kökenli uluslar oluşturmayı, tüm Rus, Çin, Abd, Ab ve öteki Batı emperyal ulusların sürekli kullandıklarını görebiliyoruz. Kadimcilik ve cedidçilik, ilk aklıma gelen bir zıtlaşma olarak, örneklendirilebilir.

Rusların, Büyük Türkistan ve Küçük Gürcistan’ı oluştururken yaptıkları fabrikasyon ulus üretim tercihler Çarlık ve Stalin dönemlerinde pek farklı olmamıştır. Durumun Doğu emperyal örneği bu iken, henüz tazelik ve sıcaklığı ile gündemde olan Irak modeli veya tüm bölgeyi kapsayan GBOP tasarımını da batılı uygulamaya örnek olarak gösterebiliriz.

Asıl emperyal amaca yönelik olarak ve yine büyük emperyalist güçlerce, Kürt etnik sosyolojik vaka’sı veya sorunsallığına ajite olunarak alfabe oluşturulması, buna yönelik edebiyat ve tarih yazımı ve Irak’taki gibi işgallerle özerk bölgeler oluşturulması, bunun yansıması olacak şekilde, Türkiye’deki olduğu gibi Pkk ve ona destek olan feodal terör ağaları (iç proleterya) eliyle federe edilmeye ve sömürgeleştirilmeye zorlanması, neden Kürtlerin umrunda bile değildir (!?)

Bu soruyu ikide bir “ülke bizimde ülkemizdir, beraber kurduk” filan diyebilen etnikçilere, mezhepçilere yönelik soruyorum?

Bütün olan bitelerin kimlerin desteği ile olduğu ise, bu kadar dikkat çekici ilginçliği, sapmaları ve çelişkilerine rağmen, hep geçiştirilmekte ve göz ardı edilmektedir.

Kendi Kaderini Tayin Hakkı (U.K.T.H.) ve Wilsonizm’in ilkeleri, ayrılıkçı ve etnikçilerin en büyük savunmalarındandır. Bu iki kavram, sömürgecilerce Sevr, Mondros dayatmasında savaş ve ayaklanmalar dahil, tartışılarak, tarihin çöplüğündeki yerine gitmiş olmasına rağmen, Y.D.D. ve Globalizm olarak yeniden ısıtılıp önümüze getirilmesine, yukardaki nedenlerden dolayı şaşmamak gerekiyor.


Son olarak "Kürt Ulusal Hareketi" (!) ve U.K.T.H dayatmalarıyla bölgeyi yeniden tasarımlandırmaya çalışan emperyalizme işbirliği etmek, Ermeni, Helen, Rum ve Gürcülerle birlikte bölgede emperyalizmin GBOP gibi harita çizimine payanda olmak, oldukça utanılası bir durum olmalıdır.

Kaldı ki; bölgedeki diğer uluslar olan Türkler, Araplar, Farsların zararına, toprak kaybına ve ulus olarak parçalanarak sömürgeleşmesine neden olacak bir U.K.T.H.(Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı) iddia/önermesi de, sonuçlarına bakıldığında aslında neye ve kimlere hizmet ediyor olmak bakımından, rahatlıkla anlaşılacaktır.

Önermeyle şu şekilde bitirelim :

Etniler, cemaat yapılar, mezhepsellik gibi oluşumlar lastik değildir sündürülerek büyütülsün, uzatılsın ! Bunların karşısında duran Türk ulusal yapısı ise çok uzun ve çok büyük bir devlet geleneği ile tarihsel süreç zarfında olduğu gibi, hep var olacaktır. Tarih yazımı ise; asla kibrit çekme oyunu değidir, uzun ve kısa çöp çekerek yeni oluşumlar yapmaya benzesin.

Kimse Türkleri geldikleri yer olan Asya bozkırlarına sürmenin, kolay olacağını sanmasın, bu bir zırvadır. Sanal ve gerçel veriler böyle izah edilirse akılcı ve tutarlı bir zemine oturabilir.

Emperyalizmin desteği ile kazanım elde ettiğini sanmak, kırıntılara razı olmanın beslemeliğidir… İnsan tanımsızlığıdır, insanı tanımsız ve silik olanın, bırakın ulus olduğundan filan dem vurmayı, toplumsalının ne tür olacağını düşünmeyi sizlere bırakıyorum. Bu birey ve toplumsal olarak en büyük onursuzluktur !

Asıl kazananın kumarhane sahibi olacağı gibi benzetebildiğim, emperyal kapitalizm ve onun türedi veled-i zinası neo liberalizm politikleri ile bölgedeki ekonomik değerlerin, sömürgen ve emperyal merkezlere transferidir.

Dünyadaki tüm çevre ülke oligarşi ve işbirlikçilerini, merkezdeki emperyallerin değirmenlerine su taşımalarından dolayı şiddetle kınayarak, yazımı bitiriyorum.

Ekim İkibin dokuz
Göktürkmen
A.Kutlu Ayyüce

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »