20/12/2008 · Kategori: Din,Felsefe ve Toplumbilim

(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.



Bu yazıyı entellektüel maskeli sosyo-psikopatlara ithafen yayımlıyorum.



Osmanlı (Genel anlamda Türk kastedilir) için; "Bon pour l’orient/sadece Doğu için geçerli"(4) lafını icad eden veya uyduran ulus Fransızlardır.

Fransızlar önemlidir. Devrim anlayışımıza baktığınız da; şunu rahatlıkla görürüz.

Bir, onların (Kıta Avrupa’sının anlayınız) dinselden, laisize ulusala geçme (karolenj devirlerini kastediyorum)(7) tetikleyicisi (1789-1799) Fransız Devrimi. Bir de, bunun sınıfsalını bütünleyen şeklinde niteleyebildiğim, onlara göre daha geri bir kültür olan ve Rusların (Slav) yarı feodal 1917 Ekim Devrimi..

Demek ki, ulusal ve sınıfsal devrim düşünseli dinamiğimiz, Fransız ve (Slav) Sovyetik
(şuracı) bir tüccar ve köylü oryantizminin (Doğubilim/Şarkiyatçı) temelin de oluşmuştur.

İşte tam da burada; her şeyin ve tabi ki öğrenme olgusunun da "taklit" ile başlayacağını kabul etmekle birlikte, sadece "taklit etmekte" kalmaya isyan eden bir yaklaşımla, şunları söyleyebiliyorum:

Taklitiniz mutlaka bir yerlerden esinlenmek yoğun olarak devam edecektir. Dizgenizin bundan sonraki aşaması, kendi toplumsal dinamikleriniz doğrultusunda ve mutlaka, mantıklı ve makul "özgününüz" halinde, bir -özgün Türk ulus- senteze varması/vardırmanız olacaktır.

Gecici teori veya model ile, bunu özgüne amaçlı olarak düşünüp, düşünmeme farkına dikkat çekiyorum.

Bunu yapmamışsanız eğer; karga iken bülbül takliti yapan, beceremeyince de karga haline dönmeyi ar edip, gururuna yediremeyen bir saksağan toplumsunuzdur artık !

Dünya sadece oryantalistlerin (şarkiyatçıların) Doğu’da geçen doğrularından o da, batılı efendiler bizi öyle tanımladılar ya(?!) Şeklinde düşünmeye mecbur hissetme komedi ve aşağılık kompleksinde kalmaktan ibaret değildir!..

Gerçek, hep söylediğimiz gibi; güzel acılardan süzdüğümüzdür..

Çöpçü Murtaza Amca’nın söylemiyle ise; "Gerçek ACITICI bir acıdır, reçel değildir! " ya da!..

Anladık mı? O bile anlamışsa, biz haydi haydisinden anlamalıyız.. Tek yöne, "anlamaya" gidiyoruz başka çıkış yok!..

Ölümüne bir sevdadır. Anlamak ve anlamdırmak bağlamında "çözmek!.."

Ve çözümlemek, asla ( özellikle ulus toplumsalından etnilere,mezheplere,cemaatlara geri dönmek anlamında) çözülmek de değildir !..

Anlamak; algılamak, kavramlandırmak ve tanılandırabilmek öznesinde bir eylemleşmedir.Yapabiliriz !

Oryantik ve oksidentik (Oryanto-oksident) bir eksantirizmi(3) çözmektir öyleyse, Batı ya da Doğu merkezli ce de elbette emperyal maskeli "le’humanite" veya "beşeriyetci"(6) saçamaları irdelemek..

Hey !.. Batı’nın "Humanite" ve Doğu’nun "Beşeriyetçiliği" orada mısın? Sen emperyal maskeli ve ikiden bire, aynı amaca odaklanmış istismarcı bir sahtesin !

Ve ben seni eleştirel yöntemle çözüp, aslında senin bir Batı oryantik "global dayatma" ya da "Emevi asabiyel/ Fars şia" bir zırvalar komedisi olduğunu kanıtlayacağım !..

Çünkü ben anti-emperyaist, İstiklal-i tamcı(5) ve "ulusal sorunu" mutlak geçilmesi gereken bir toplumbilimsel aşama gören bir Türküm !..

Çünkü ben; ne bir na-so(8), ne öjen(9), ne asabiyel(10) ve ne de şuubiyelim(11)

Ya çözeceğim ya da çözeceğim! Çözdüm çözdüm.. Bilirim ki bu sorunsalı çözemezsem, Türk karanlıkların kölesi olacak..Bakın hızla oluyor zaten..

Görmüyor muyuz?!

Eğer öyleyse, ki eğer sürüsü, kölesi veya kulu olacaksa emperyalistin doğulu veya batılı "ayı"larına Türk !

Ölsün yok olsun da, adı batsın Türk!..

Tıpkı Büyük kurucu Mustafa Kemal ATATÜRK’ünde bir sözünde buyurdukları gibi:

"Bu millet Batı’nın emperyalizmi ve Doğu’nun inanç sömürüsünden (ki, genelde ve günümüzdeki gibi,ikincisi ilkine işbirlikçilik eder karakterdedir/ ek benim) kurtarılmadıkça, ’istiklal-i tam ’ olmaz !"

Ulus da olmaz, halk da, hiç bir şey de ?!

Göktürkmen
Ahmet Kutlu Ayyüce
Ararlık 2008



Birtengri kısmet ve nasip ederse; dinsel/inaçsal şablonumuzun dinamiklerini de "Doğu Hümanizmi/beşeriyetçilik" bakışıyla çözmeye denemeler şekliyle yazılarımıza devam edeceğiz.

Saygılarımla..




AÇIKLAMALAR:
(1) Oryantalizm (Şarkiyatçılık): Batılı emperyalistlerin doğu toplumlarını sömürgeleştirme bilimi (!)

(2) Oksidentalizm (Garbiyatçılık): Reel olarak (kısmen) bir disiplin/ bilimdir. Ben yazımda Arap/Fars Emperyalizm’ine gönderme amaçlı kullandım.

(3) Eksantrizm: Yan duruş, tuhaflık, garabete yakın çelişkili olma amacında kullanılmıştır.

(4) "Bon pour l’orient”: Sadece Doğu için geçerli anlamındaki bu deyim, batılıların eğitim almak için ülkelerine gelmiş doğulu zeki öğrencilerden seçerek, mankurtlaştırdıkları “sömürge tipi aydın”ların aldıkları eğitim lisansı/diplomasında yazarmış. Sadece Doğu’geçer, Batıda ciddiye dahi almayın !

(5) “İstiklal-i tam”cılık: Sözcük Büyük Kurucu ve Kurtarıcı Mustafa Kemal ATATÜRK’ün katkısıdır. Bütün toplumbilim ve siyasetbilim alanlarda "tam bağımsız ülke" olarak kastedilmiştir.

(6) " Le’humanite" veya "beşeriyetçi”lik:. İlki Batı, ikincisi ise Doğu kavramda insancıllık (insanseverlik) anlamında kullanılmıştır.

(7) “Karolenj/marolenj Devir”: Batı toplumbilimsel tanımlamada, feodal/dinsel toplumdan, modern anlamda laik-ulus toplumsal sürece geçiş (evre) dönemselliğini ifade eden terimdir.

(8) Na/so : Nasyonel Sosyalizm, kısaltması anlamında nitelemedir.

(9) Öjen/i/k : Öjenik, ilk kullanımı Eflatun’a kadar gitse de, modern anlamıyla ilk olarak Sir Francis Galton tarafından ortaya atılmış, sağlıksız ceninleri ayırıp, sağlıklı ceninler yetiştirmenin yollarını arayan, bilimselliği tartışmalı bir toplumsal akım veya toplumsal felsefedir. ’Eugenics’ Galton’un iyi tür anlamında eski Yunanca’dan ürettiği bir kelimedir. Nitekim, doğumların devlet tarafından kontrol edilmesi düşüncesini ilk ortaya atan ünlü Yunan filozofu Eflatun’dur. (Vikipedi)

(10) Asabiyel/t Teori : "siyaset bilimci ibni haldun’un mukaddime adlı eserinde bahsettiği teori.

buna göre devletlerin ayakta durabilmesi için kan bağına ,kabileler ve soylar arası yakınlığa ihtiyaç vardır ve bu kan bağı, akrabalık olgusu, soy ilişkisi en güçlü olan devletler kolay kolay yıkılmazlar.buna ibni haldunun getirdiği tanım bunun dayanışma ruhunu desteklemesi bu tür bir yapıda koruma içgüdüsünün güçlü olmasıdır.

diğer siyasetbilimciler ise bu teoriyi ayrıştırıcı, dışlayıcı bir olgu olarak görmüşlerdir.bu bakış açısının kendi soyundan veya kabilesinden olmayanları dışlayarak var olan devletin yıkılma sürecini daha da hızlandıracağını söylemişlerdir." (Uludağ Sözlük)

(11) Şuubiyel/t : "Emeviler ve Abbasiler döneminde Arap olmayan Müslümanlar arasında gelişen hareket.

Emeviler döneminde mevali adıyla anılan Arap olmayan Müslümanlar Araplarla eşit sayılmıyordu.Yönetimin bu tutumu İran ve Türk kökenli Müslümanları İslamın öngördüğü eşitliğin gerektirdiği hakları almak için mücadeleye yöneltti.

Böylece ortaya çıkan muhalefet hareketi Emevilerin devrilerek Abbasilerin iktidara gelmesinde büyük rol oynadı. Abbasiler döneminde İranlılarla Türkmenlerin önemli haklar kazanmasından ve yönetim kademelerinde önemli görevler üstlenmelerinden sonra Şuubiye hareketi kültürel bir nitelik kazandı.

Özellikle İranlılar arasında süren hareket eski İran kültürünün canlandırılmasında ve Farsçanın edebiyat dili olarak gelişmesinde etkili oldu. nbdsambmabcma" (Vikipedi)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »