19/10/2009 · Kategori: Siir,Turku ve Resim
![]()
(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.
Güzelleme
Bulduğum, bildiğim en gerçek sevgi.
Hayalim gerçeği, ey Türkmen mengi.
Deyişler, semahlar, gülbenkler dengi.
Türk(ü) toprağında, toz olacağım...
Ürüzgârın eser, anlam ilinde.
Değil ki sadece, yürek meylinde.
Aklım zirvesinde, vicdan düzünde.
Öyle bir sevdin ki, kul olacağım...
Bir ezgi telimde, Türkmen güzeli.
Leyl olup, mecn’etti onu bileli.
Közlere yandırdı, meyin içeli.
Unuttum kavrulmak, kor olacağım...
Aşklar zamanedir, sevda diyemem.
Uca dağlarcasın, senden bilemem.
Sevgi ışığısın, sana eremem.
Senden ötelerde, ber’olacağım...
Kanev’çe işlenir, aytolun gece.
Sinen beyazınca, aktır düşünce.
Kan kızıl, yed’veren gülcelerince.
Derdim derman ettin, bul olacağım...
Özüm sen(i)mişsin, onu arardım.
Ne zorumuş kolay, zoru anladım.
Çıkılmaz sarp idin, seyre dalardım.
Kolaydan en kolay, zor olacağım...
Göktürkmen; sev oldun, maşuktur halin.
Mümkünsüz, imkansız sevgi ahvalin.
Gökçe, görklüceye ayandır halin.
Hayalden, yalana düş olacağım..
Ahmet Kutlu Ayyüce
13 Şubat 2009
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
9/10/2009 · Kategori: Siir,Turku ve Resim
Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.
Sömürge Türkmen
Yirmi dekar tarla, bir evlek bostan...
Tapanın toprak dam, hezendir tavan...
Baylığa ıraksın, yoklukta harman...
Hazin mi, hezen mi bilmezsin Türkmen !
Yaylağın yoz olmuş, kışlağın hozan…
Meclisin boş olmuş, mülklüğün viran…
Yazların kış olmuş, baharın hazan…
Anlında kara var, silesin Türkmen !
Beri benzer değil, devletler kurdun...
Mete’ydin, Bumin’din, Kemal’din sustun…
Vergiydi, neferdi, seferdi dostun...
Saydılar zayiye, aranma Türkmen !
Soyladın, boyladın, toyladın kaldın…
Belledin, İlledin, dilledin saldın…
Çaşıta, çapraşa, uğruya kandın…
Birtengri encamın, verecek Türkmen !
Ozan Göktürkmenim, şairim zahir...
Batınım Türkmen’dir, kadimce kahir...
Ne mutlu ki Türküm, ezelden ahir…
Söylersin, dinlersin; neylersin Türkmen…
02 Ekim 2009
Ahmet Kutlu Ayyüce
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
4/10/2009 · Kategori: Elestiri ve katkilar
Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.
Ya da KURGUCU TARİH Üzerine
Batı merkezli Türkbilim ve “Kürdolojik” verilerin doğruluk ve bilimsel gerçekliği karşılamak bakımından, nesnellikten daha ziyade öznel olduklarını düşünüyorum.
Asıl tartışmaya açılması gerekli olan budur. Bu, bizi, Batı veya Doğu toplumbilimsel kavramları ile tanımlanmaya isyan etmeye getirecek, özgün bilgi birikiminden çıkacak olan öz kültürel değerlerimize varmaya ve bu konulardaki doğrularımızı bulmaya vesile olacaktır.
Emperyal yazım Türkoloji ve “Kürdoloji”, bölümsel olarak övücü, gaza getirici bir söylem tutturmuşken, bütünselliğine bakıldığında birbirine düşürücü ve büyük ağabeyin (emperyal ağa ulusların) dediklerine, bilgi teorisi anlamında dahi karşı çıkılmaması gerektiğine dair bir buyurganlık arzeder.
Bana hep komik gelmiştir örneğin: Horasan ve Mezopotomya tanımı yapan batılı oryantik yaklaşım… Veya Orhun bulgularına “Mongoloid” diyen batılı ilk yaklaşım. Devamında ise; Orhun bölgesini ve buluntularını tabir-i caizse, adeta “pat diye” ortaya çıktı niteleyen ve açıklayan, buluntuların öncesini karanlık ve muallakta bırakan Batı merkezli saçmalamalar !
Kimse sormaz mesela, Orhun buluntuları ve alfabesi bağlamında kastediyorum. Bir dil, kaç bin yılda alfabetik hale gelerek konuşma ve yazı dili olmak ötesinde, abidevi bir sanat dili olabilir diye ?
Tarih yazımında başlangıç alınan tercih, kasıtlı bir öznellikle Batı merkezli ise, merkeze koydukları Hint-Aryen ve Grek-Latin-Roma çıkışlılık asıl tartışılması gerekli kısımdır. Kimse bunu yapmıyor, onların koyduğu kurallara kuzu kuzu uyuyor halbuki ?!
Bu nedenle Prof. Ögel, Kirzioğlu, Kafesoğlu, Turan gibi tarihçiler, batılı Türkolojik nas ve bulguları tekrarcı tarihçilerdir. Bundan öte, Türk Budunsallığına yaptıkları yeni veya yeniye katkılamak açısından fazlaca bir etkileri olduklarını düşünmüyorum.
Bir başka arkadaşımızın belirttiği Arvasi, Prof. Akgündüz, Altaylı gibi şahsiyetler ise tarihlerini 1301 Ermenibeli Savaşı, hadi bilemediniz 1071’den, Malazgirt’ten başlatırlar. Arap ve Fars emperyalizmine dinsel maskeyle övgü ve öyküler düzerek, yukarıdakilerden sadece derece farkıyla ve çok az farklarla ayrışırlar. Doğu ve Batı emperyal yazım farkını anlatmak istiyorum, böyle anlayabilirsiniz...
İçerikleri ve farkları, amaçlanmış emperyal somutun soyutunu bütünleyecek biçemde aynıdır. Tartışılmaz ve hikmetinden sual olunmaz bir Doğu ve Batı emperyal yazımlar bütünselliği ile karşı karşıyayız yani, şaka yollu böyle bir gönderme yapabiliyorum.
Bundan sonrası ise, karşı cenah olan Kürt tarihi(!) yazımcıları Nikitin, İzady, Tori, Minorsky, Bender, van Bruinessen vd..,vb.. gibilerinde, konuya Batı kaynaklı doğmatik bilgi birikimini (kendi açılarından bakarak) tekrar etmelerinin dışında ve bundan öte bir söylem ve yenilik getirmediklerini düşünüyorum.
Konuya Bakış ve Öneriler :
Kürt olgusu (olsa olsa yapay/zorlama ulusal) ulusal değil, etnik bir sorundur.
Sorunsallığı, Türk uluslaşması içinde çözülmek üzereyken,1940 ve özellikle 1960 sonrası Türkiye sosyo-politik çizgisinin tercihi olan, Ab ve Abd merkezli emperyal/tarihsel politikalar güdümüne girmesindendir. Ve sonrasında da; bu emperyal tasarımların payandası ve destekçisi olan Türkiyeli ve Türki yönetsel işbirlikçilik ( oligarşi) işi, içinden çıkılmaz bir hale getirilmiştir.
Bu noktadan sonra etnik sorunu, maalesef din ağırlıklı bir süperetno içinde düşünerek halletmek konumu ve tehlikesi ortaya çıkmıştır. Neo Osmanist ve İslamist bir sentez gibi anlayabilirsiniz.
Dinsel temelli ulus olmayı ise emperyalizm; etnik ve mezhep temellilik gibi, multikültüralizasyon gibi, demokara(t)si öncül ve önemsemeli ulus/yapılar gibi albenili türevleriyle zaten dayatıyor.
Umarım dinsel temelli ulus olmanın (!) ve bu tür çözümlerin getireceği büyük riskler, bu makaleyi kaleme alan dostumuzun "Türk Ulusal Sorunu" bağlamında ilgi alanına girmektedir?
Bu makaleler dizinindeki en büyük yanlış etniyi, dinsel ve inançsal motifler benzeşliği ile açıklamaya çalışmak ve bu temelden başlattığı bir ulus tanımına varmayı amaçlamış olmasıdır. Bunun büyük riskine dikkat çekiyorum.
Kaldı ki, Zazalar (Sorani, Goranilik) özelinde Kürtleşen Türkmenlerin, kendi kültürlerine ait ögeleri o kültürlere taşıyıcılığı da bilinen bir yaklaşımdır.
Kürt (Zaza) Hanefiliği ve Aleviliği ile Kürt Eş’ari Şafiliği çelişkisine burada ayrıca dikkat edilmelidir.
Türk ulusu ve Kürt etnisi arasındaki en büyük fark, tarihsel olmaktan ziyade sosyolojik başkalaşmalardan kaynaklanmaktadır. Aşiretlerden öte gidememiş Kürt yönetselliği, emperyalist yazım bir derlemeyle ve yine onun verdiği inanılması güç büyük bir destekle, ulus ve devlet olmaya gideceğini sanıp/düşünebilmektedir !
Ulus olmanın Oliver Roy deyimiyle; yapaylığı ve doğallığına, tam da burada önemle dikkat çekmek istiyorum. Batı merkezli “Kürdoloji”, aslında Kürdizm veya siyasi Kürtçülüktür. Bilim ve izm farkını bilenler için söylüyorum; durumu ve konumu burada açıklayabilmek, ayrıştırılması zor bir tanımsızlık ve imkansızlığı içinde taşımaktadır!
Bu yapaylık veya fabrikasyonluğu ve bunlardan etnik, din/mezhep /cemaat kökenli uluslar oluşturmayı, tüm Rus, Çin, Abd, Ab ve öteki Batı emperyal ulusların sürekli kullandıklarını görebiliyoruz. Kadimcilik ve cedidçilik, ilk aklıma gelen bir zıtlaşma olarak, örneklendirilebilir.
Rusların, Büyük Türkistan ve Küçük Gürcistan’ı oluştururken yaptıkları fabrikasyon ulus üretim tercihler Çarlık ve Stalin dönemlerinde pek farklı olmamıştır. Durumun Doğu emperyal örneği bu iken, henüz tazelik ve sıcaklığı ile gündemde olan Irak modeli veya tüm bölgeyi kapsayan GBOP tasarımını da batılı uygulamaya örnek olarak gösterebiliriz.
Asıl emperyal amaca yönelik olarak ve yine büyük emperyalist güçlerce, Kürt etnik sosyolojik vaka’sı veya sorunsallığına ajite olunarak alfabe oluşturulması, buna yönelik edebiyat ve tarih yazımı ve Irak’taki gibi işgallerle özerk bölgeler oluşturulması, bunun yansıması olacak şekilde, Türkiye’deki olduğu gibi Pkk ve ona destek olan feodal terör ağaları (iç proleterya) eliyle federe edilmeye ve sömürgeleştirilmeye zorlanması, neden Kürtlerin umrunda bile değildir (!?)
Bu soruyu ikide bir “ülke bizimde ülkemizdir, beraber kurduk” filan diyebilen etnikçilere, mezhepçilere yönelik soruyorum?
Bütün olan bitelerin kimlerin desteği ile olduğu ise, bu kadar dikkat çekici ilginçliği, sapmaları ve çelişkilerine rağmen, hep geçiştirilmekte ve göz ardı edilmektedir.
Kendi Kaderini Tayin Hakkı (U.K.T.H.) ve Wilsonizm’in ilkeleri, ayrılıkçı ve etnikçilerin en büyük savunmalarındandır. Bu iki kavram, sömürgecilerce Sevr, Mondros dayatmasında savaş ve ayaklanmalar dahil, tartışılarak, tarihin çöplüğündeki yerine gitmiş olmasına rağmen, Y.D.D. ve Globalizm olarak yeniden ısıtılıp önümüze getirilmesine, yukardaki nedenlerden dolayı şaşmamak gerekiyor.
Son olarak "Kürt Ulusal Hareketi" (!) ve U.K.T.H dayatmalarıyla bölgeyi yeniden tasarımlandırmaya çalışan emperyalizme işbirliği etmek, Ermeni, Helen, Rum ve Gürcülerle birlikte bölgede emperyalizmin GBOP gibi harita çizimine payanda olmak, oldukça utanılası bir durum olmalıdır.
Kaldı ki; bölgedeki diğer uluslar olan Türkler, Araplar, Farsların zararına, toprak kaybına ve ulus olarak parçalanarak sömürgeleşmesine neden olacak bir U.K.T.H.(Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı) iddia/önermesi de, sonuçlarına bakıldığında aslında neye ve kimlere hizmet ediyor olmak bakımından, rahatlıkla anlaşılacaktır.
Önermeyle şu şekilde bitirelim :
Etniler, cemaat yapılar, mezhepsellik gibi oluşumlar lastik değildir sündürülerek büyütülsün, uzatılsın ! Bunların karşısında duran Türk ulusal yapısı ise çok uzun ve çok büyük bir devlet geleneği ile tarihsel süreç zarfında olduğu gibi, hep var olacaktır. Tarih yazımı ise; asla kibrit çekme oyunu değidir, uzun ve kısa çöp çekerek yeni oluşumlar yapmaya benzesin.
Kimse Türkleri geldikleri yer olan Asya bozkırlarına sürmenin, kolay olacağını sanmasın, bu bir zırvadır. Sanal ve gerçel veriler böyle izah edilirse akılcı ve tutarlı bir zemine oturabilir.
Emperyalizmin desteği ile kazanım elde ettiğini sanmak, kırıntılara razı olmanın beslemeliğidir… İnsan tanımsızlığıdır, insanı tanımsız ve silik olanın, bırakın ulus olduğundan filan dem vurmayı, toplumsalının ne tür olacağını düşünmeyi sizlere bırakıyorum. Bu birey ve toplumsal olarak en büyük onursuzluktur !
Asıl kazananın kumarhane sahibi olacağı gibi benzetebildiğim, emperyal kapitalizm ve onun türedi veled-i zinası neo liberalizm politikleri ile bölgedeki ekonomik değerlerin, sömürgen ve emperyal merkezlere transferidir.
Dünyadaki tüm çevre ülke oligarşi ve işbirlikçilerini, merkezdeki emperyallerin değirmenlerine su taşımalarından dolayı şiddetle kınayarak, yazımı bitiriyorum.
Ekim İkibin dokuz
Göktürkmen
A.Kutlu Ayyüce
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
22/8/2009 · Kategori: Tarih,Kisiler ve Olaylar
(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.
BİZ BU VATANI "SUSMAK" İÇİN SEVMEDİK
Susuyorlar... Ülkenin gerçek aydınları ve vatanseverleri susuyor...
Yüreği vatan sevgisiyle dolu, Atatürk'e ve cumhuriyete gönül vermişler susuyor... Aydınlar, laik demokratlar susuyor... Ülke için her zaman canımı ve kanımı vermeye hazırım diye orada burada coşanlar, konuşanlar ve şov yapanlar susuyor...
Yazarsam, söylersem, konuşursam başıma bir iş gelir, beni de "Ergenekoncu" diye belleyip Silivri'ye gönderirler diye ürkenler korkanlar susuyor...
İşte ondan ötürü meydan birilerine kaldı...
İşte ondan ötürü bu güzelim vatan ve ülke akibetini bekler duruma geldi...
X
İstenenler oldu ve olmaya devam ediyor...
Herkesi korkuttular... Susturdular.. Pasifize ettiler... Refüze ettiler...
Şimdi ne olacak?
Ne olacağını bekleyip göreceğiz...
Kimmiş bu ülke adına yıkıcı faaliyetler bulunanlar?..
Kimlermiş, bombalarla, şuraya buraya gömülü silah ve mühimmatlarla darbe yapmaya çalışanlar ve Türkiye Cumhuriyetinin kökünü kazımaya çalışanlar...
Darbeciler...
Kimler?...
Neyi ve nasıl darbeleyecekler, bilmek, öğrenmek, gerekirse "vay canına" demek istiyoruz ama, bir türlü kim darbeci, kim boşu boşuna Silivri'de yatıyor bilmiyoruz ve öğrenemiyoruz...
Bildiğimiz, duyduğumuz... "aman ağzını açma, kalemini coşturma, sonra senin de işini bitirirler, tıkarlar içeriye..."
Güzel de, ne yaptık ta tıkılacağız?
Suçumuz ne olacak?
Bilmek istemek hakkımız olmaz mı?
Atatürkçü olduğumuz, cumhuriyete gönül verdiğimiz, laik demokrat yapıyı benimsediğimiz, iktidarı benimseyemediğimiz için mi "darbeci", "vatan haini" olacağız...
Kim bilir belki de "Türkoğlu Türküm" diye onurlanmamız mı suç olur der siniz?
Yoksa "Ne mutlu Türküm diyene" diye coşmamız mı?
Beyler, hanımefendiler...
Biz bu güzel vatanı susmak, vatansızlardan korkup çekinmek için sevmedik!
Susmayacağız ve susturamayacaklar!
Ne demiştik?
Bu vatan, bu topraklar Türk'lerin!
Bu ay yıldızlı bayrak Türk'lerin!
Bu dağlar, taşlar, ovalar, göller Türk'lerin!
Tarlalarında yetişen ürün, bahçelerinde açan çiçekler Türk'lerin
Ağaçlarında yetişen meyveler, dallarında öten kuşlar Türk'lerin!
Okullarında "Türk'üm, doğruyum, çalışkanım..." diye haykıran çocuklar
Türk'lerin!
Sınır boylarında vatan koruyan askerler Türk'lerin!
Yurdu uğruna yaşamının baharında hain PKK kurşunları ya da mayınlarıyla şehit olan Mehmetçikler Türk'lerin!
Şehitlerin arkasından gözyaşı döken analar babalar Türk'lerin!
Şehitlerle birlikte hayalleri umutları sevdikleri ile kara toprağa gömülen genç kızlar, taze gelinler Türk'lerin!
Babasız kalan küçük yavrular Türk'lerin!
Nasıl demem ben Türkoğlu Türk'üm!
Nasıl demem!
Nasıl demem!
X
Susmayacağız dedik ya!..
Başka söze gerek var mı?
BURHAN ÖZBEY
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
18/7/2009 · Kategori: Din,Felsefe ve Toplumbilim
(Tüm hakları http://istiklalitamturkiye.blogcu.com/ ve Göktürkmen (A.Kutlu Ayyüce)'e aittir. Her türlü alıntı ve kullanımda kaynak bildirimi gereklidir. Blog sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.
DİNCİ YOBAZ! LAİK YOBAZ!
Dikkat ! Dinci yobazlara dikkat edilmesi kadar, bir o kadar ve belki de daha tehlikeli olan laik yobazlara da dikkat etmek gerekiyor. Nasıl mı? Şöyle ki:
Dinci yobaz, kendi mensup olduğu dini cemaat (Tarikat vs..gerçek dinle alakası olmayan çıkar grupları) için memleketini hiç düşünmeden satar!
Laik yobaz, Atatürk’çülük adı altında çağdaşlığı savunuyormuş izlenimi vererek vatanını satar.
Dinci yobaz, söylediği her şeyin Allah’ın kelamı olduğu yalanıyla insanları aldatır ve sömürür.
Laik yobaz, yaptığı her yanlışı Atatürk e mal ederek, hem insanları kandırır, hem de sömürür. Artı olarak Atatürk e zarar verir.
Dinci yobaz, kadınların deli bağlar gibi başlarını örtmelerini ister. Din böyle emrediyor yalanıyla toplumu kandırır.
Laik yobaz, kadınların illa da Avrupalı hemcinsleri gibi olmaları gerektiği yalanını söyler ve bu yalanı Atatürk e dayandırır. (Avrupalı kadının aslında dünya kadınları arasında en çok sömürülen olduğu gerçeğinin üzerini örter) Dolayısıyla da kadınlara bile ihanet eder.
Dinci yobaz, adam değildir, adam olduğunu iddia eder. Yalan.
Laik yobaz da adam değildir, kravat takınca kendini öyle zanneder. Kendini kandırır.(Bizce mahsuru yok)
Dinci yobaz, dinin emri diye ona buna nasihatler verir, ahkam keser, hikayeler anlatır. Ama ödü kopar birine iyiliği dokunacak diye, uzak durur ihtiyacı olandan, hep varlığın peşinde dolanır. (Bakınız günümüz)
Laik yobaz, Atatürk’çülük yapıyorum diye yakasına rozet takar, anahtarlığında resmini taşır, takvimler bastırır. Mitingler olur ahkam keser, şöyle yapmak lazım der, onu der bunu der. Bir tane çocuk okuttun mu? Veya hiç şehit mezarlığı ziyaret ettin mi? Diye sor. Dudak büker. (Nasıı yani…)
Dinci yobaz, camilerden tekkelerden çıkmaz, çocuklarını Amerikalarda okutur.
Laik yobaz, oralara girmez, o da çocuklarını Amerika da okutur..Haydaaa, diyorsunuz ama durum bu.
Dinci yobaz, cami yaptırma dernekleri vasıtasıyla paraları söğüşler, on köprü parasına bir cami zor yaptırır, onun da çoğunu esnafa bedavaya yaptırır. Sevap der kandırır. İşi bu.
Laik yobaz, çağdaş yaşamı destekleyeceğiz diye dünya para toplar, üstüne Avrupa fonlarından bağışlar alır, fakir ailelerin çocuklarını okutacağız diye ahkam keser. Ha biraz bişe yaparlar. Ne mi yaparlar? Anaokulunda İngilizce eğitim yaparlar. A benim, devşirme kafalı, komik çağdaşlıkçılarım. Çağdaşlık; yeni yetme çocuklara yabancı dil öğretmek olsaydı, bugün bütün sömürge ülkeleri medeniyetten kırılıyor olurdu.. Çağdaşlık teknoloji üretmekten geçer, ama yetmez, aynı zaman da değerlerini korumakla gelişir. Öyle onun bunun değerlerini kopyalayarak ancak –copy- olursun. Bu da size kapak olsun.
Dinci yobaz, öküzdür. Yani farkı yoktur. Hep aynı trene bakar, her defasında ahan, buda ne? der gibi, şabalak şabalak bakar.
Laik yobaz, fildir. Ne kadar nazik olmaya çalışsa da, neticede bir fildir. Hep aynı zücaciyeci dükkanından alışveriş yapar, her defasın da kırılmadık bişe bırakmaz. Hayır dükkan sahipleri de tuhaf. Hep ona izin verirler..İlginç? Enteresan yani…
Dinci yobaz, dini eline bayrak yapmıştır. Bir oyana bir bu yana sallar, rüzgar olmasa iyi üfler. Babası rahmetli de iyi üflerdi, arkadaşlarıyla bi üflediler Osmanlı söndü.
Laik yobaz, Atatürk’ü eline bayrak yapmıştır, yakasına, başına, koluna her yerine resmini asar. Hadi gel gidelim, yoksa memleket elden gidiyor desek, a bak şimdi aklıma geldi, bir konferans vardı ben oraya bi uzayım, der. Adama ‘BURSA NUTKU’ ne olacak dersin, aval aval bakar, Bursa nın nutku mu tutuldu dercesine ve tüyer.
Dinci yobaz, aslında kendi çapınca iyi biridir, ama zır cahil olduğundan ne anlatsan, tınnn diye ses verir. Yani boştur. Yeni gelen nesle bakmak lazım.
Laik yobaz, aslında kültürlüdür, hindir. Hatta bazıları hin oğlu hindir.Her şeyi onlar bilir, her şeyden anlarlar. Matematik, coğrafya, fen, kimya ne istersen. Sosyoloji, psikoloji, bazıları parapsikoloji. Bu para başka para, ama, gel sen onlara anlat.
Dinci yobaz, tüm şerefsizliklerini, din maskesi altında saklayarak, gerçek yüzünü hep gizler, amacına ulaşmak için, şeytanla bile işbirliği yapar. (Bkn. Amerika oturum alana.)
Laik yobaz, tüm aykırılıklarını gizlemek için Atatürk’ü kullanır. Atatürk ‘bağımsızlık benim karakterimdir’ derken, o tam tersini iddia eder, şusi yer, viski içer. Fikret Kızılok ağabeyimizin dediği gibi, mersedesle hacetine gider.
Dinci yobaz, yeşilden hoşlanır, ama bir ağaç bile dikmemiştir hayatı boyunca.
Laik yobaz, kırmızıdan hoşlanır. Bayrağın rengi diye değil. Kırmızı şarabı çok severde ondan. İçerken kendini Fransız sanır.
Dinci yobaz, gazete çıkarır, başlık atar din elden gidiyor diye. Giden din değil, yobazın uydurduğu safsatalardır. Kendisi dahil cehenneme kadar yolları vardır, açık olsun.
Laik yobaz da gazete çıkarır, başlık atar, laiklik elden gidiyor, diye. Giden yok gelen vardır, o da milletin uyanışıdır. Şimdi bu cümleyi kurduk ya, seyret veryansınları sen. Efendim ne ırkçılığımız kalır, ne bağnazlığımız ve belki de ayrımcılığa bile sokarlar bizi. Biz ne deriz sizce? Yemezler benim canım soroscu çocuklarım, yemezler.
Dinci yobaz, namaz kılarken, kiraya nasıl zam yaparım, diye düşünür. Acıması yoktur, ‘kul hakkıyla bana gelme’ derken Yaradanı, kul, mul tanımaz, soyar soğana çevirir milleti.
Laik yobaz, mitinglerde taşırken bayrağı, yoruldu mu yere serer, bi güzel uyku çeker al bayrağın üzerinde, gazını sala sala..
Dinci yobaz, haindir, gözlerine bakın anlarsınız. Göz göre göre yalan söyler, yüzü kızarmaz. Suratına tükürseniz, yağmur başladı. Ya Rabbi şükür der. Halbuki ormanı da yakan o, çocuğu da elleyen seven o!
Laik yobaz da haindir, onun da gözlerine bakın anlarsınız. O da göz göre göre yalan söyler, onun da yüzü kızarmaz. İşte onun suratına tüküremezsiniz, kültürlüdür, sizi yabancı bir mahkemeye verir.( Yabancı olsun da bo..tan olsun) Şikayeti aynen şöyle olur; bu yerel insan benim suratıma yerel bir sıvı zerketti, şikayetçiyim. Şimdi hayal edelim, hakim bizden olsa… Ne diyorduk, hakim bizden olsa ve dese ki; ey ahmak, o sıvı dediğin şey şerefli bir milletin tükürüğüdür. Sana o bile çok…Hayal ya...
Dinci yobazı, bir kilometre öteden tanırsın. Ördek gibi paytak yürürler, dersin ki, başta ki akbaba, arkadakiler onu niye takip eder? Deme! Çünkü, açıklaması yok. Biz bildiğimizden beri hep akbaba önde, ördekler arkada takiptedir. Sorsan onlara akbabayı, cennet kuşu sanır avanaklar. (Şeyhler-şıhlar mesela…)
Laik yobazı, bir kilometre değil, tam yanındayken bile seçemezsin. Hatta bazen kendinden bile sanırsın. Mitinglerde, gösterilerde hep seninledir. Bayrağı senden önce kapar, sesi senden çok çıkar. Vatan millet sakarya ondan sorulur. Ne zaman, haydi eylem zamanı dersin, işi çıkar, arasan da bulamazsın. O ara Şanzelize’de kahve içiyordur! (Türkçe yazdım ya küçümserler beni! …kenerları…) Rivayet böyle. Onların babaları Jöntürklerde hep aynı kahveye takılırdı zaten.
Dinci yobaz, adı üstünde yobazdır. Ne anlatsan ne desen kar etmez. Tek amacı vardır kâr etmek. Ahiret için yaşıyorum der, izin versen dört tane alır, sanırsam grupta yapar. Yakışır yobazıma. Osmanlı yı da grupla yıkmadılar mı? Kamasutra da neymiş?
Laik yobaz, adı üstünde o da yobazdır. Ona ne desen he der, haklısın der. Evet katılıyorum, memleket elden gidiyor der. Sevinirsin. Ne güzel dersin, sayımızda az değilmiş, dersin. Tam dava için zemin hazır olur, yola çıkılacaktır, şu erzakın ucundan da sen tut dersin, haydaaa, ara ki bulasın. Bu da iyidir gruplarda. Kimseyi tanımaz geceden kalan. O bar senin bu bar benim der, bi bakarsın bütün barların sahibi meğer o. Senin ki sadece tabureymiş…
Dinci yobaz, aynı yolun yolcusuyuz der, ekonomide uçar. Sen Trabzon a gidersin, o Washington a. Biz de ayrı gayrı yoktur der, o banka kurar sen çadır. Biz Allah ın naçiz zavallı kullarıyız der, sen oğluna defter alamazken, onun oğlu transatlantiğe biner.
Laik yobaz, aynı yolun yolcusuyuz demez. Birinci sınıfta, (first class) direk Washington a uçar. Bu yönünü severim. Onlarda ayrı gayrı vardır. Sen Tarabya da eğlenirsin, Etiler de kesmez onu, kimi Singapur da (çocukları severler) alır soluğu, kimi de enteldir, illa da piramitlerde verir soluğu.
Dinci yobaz, ne kadar zavallı ve tehlikeliyse, ey memleket.
Laik yobaz da en az onlar kadar tehlikelidir. Hatta daha tehlikelidir, çünkü bize yakın dururlar ve bizden biri gibi davranırlar. Takii iş başa düşünceye kadar. İşte o zaman tüyeceklerdir, ey memleket uyanık ol ne olur. Onlar kendilerine rahatlıkla Atatürk’çüyüz der, ama Kemalist’im diyebilenine rastlamadım daha. İşte bu yüzden ayrılında gelin, dünyanın en büyük devrimci düşünce sistematiği Kemalizm’de buluşalım…
Şimdi bazı kıt akıllılar çıkıp, bana şu soruyu sorarabilirler. Efendim siz laikliğe karşı mısınız?
Cevap veriyorum. He.. Nerden bildin?..
Cevabımın devamı: Be densiz ahmak, sen hiç bağımsızlık olmadan ayakta durabilen herhangi bir şey, bir değer gördün mü? Sen değil misin? Cumhuriyet mitinglerinde toplanan onca kalabalığın dikkatini dağıtıp, tam bağımsızlık dururken, ille de laiklik diye bağıran. Nedir laiklik? Tarif etsene bana. Nasıl bir şey ki bu, bağımsızlığın bile önünde yer alıyor. Sen hiç Atatürk ün ben laikim dediğini duydun mu? Ama laikti, O da benim gibi. Doğrusu ben O nun gibi olmalı aslında. Öyle zaten. Ama Ata dedi ki, ‘ bağımsızlık benim karakterimdir.’ Neden bu arka planda kaldı da sadece laiklik öne çıktı? İşte cevap, yukarıda ki yazı oluyor.
Ey Türk. Uyuma, kendini koru. Dinci yobazlardan haberin var. Asıl tehlike sendenmiş gibi görünen laik yobazlardır… Unutma sakın…
Bu ülke; Mustafa Kemal in kurduğu bir ülke olarak, önce tam bağımsız beraberinde laiktir. Yani, temel olan bağımsızlıktır, laiklik ise, gerek olandır. Biz tarihte varolduğumuzdan beri bu dinci yobazlarla uğraşır dururuz. Biz devletleri kurarız, bu avareler ne yapar ne eder yıkarlar. Yani diyeceğim o ki, biz bu tayfayı iyi tanırız. Ama ötekiler?.. Ha onlar son 150 yıldır türedi.
Laik yobazlar. İşte yeni düşman onlar, iyi tanıyın. Hepsi AB cidir, ABD cidir. Hepsi modern giyinir, beyinleri devşirilmiştir. Bölücülüğü de onlar yapar. Yapma dediğinde, bi anda seni bölücü ilan ederler. Kürtle oturup yemek bile yemezler, çok severler ama... Hepimiz Türk’üz dediğinde, sen ne diyon? Derler. Hepimiz Ermeniyiz diye bağırdıklarında, onlardan medeni yokmuş sanırlar…
Bu yazı; Mustafa Kemal’in 6 okundan sadece laikliği öne çıkartıp, diğerlerini çok da önemli değilmişçesine arka plana itenlere ithaf edilmiştir. Bu yazı için hazırlanmış olan çizelgeyi iyi incelediğinizde aslında her şeyin ne kadar da iç içe girdiğini göreceksiniz. Deniz’ler 6. filoyu taşlarken, kendilerine Türk milliyetçisi diyenlerinde onları taşlamasının acı gerçeği burada yatmaktadır... Hiçbir gerçek Atatürkçü (Kemalist) AB üyeliğini savunmaz, en azından bunu bilerek bir şeyleri savunun. Nasıl ki bir kişi hem Müslüman, hem ateist olamaz, gerçek bir Atatürkçü de AB ci olamaz…
Çağdaşlığın adresi Avrupa değildir. Avrupa; sömürgeciliğin, soykırımların, karanlık çağların ve engisizyonların adresidir. Avrupa ve dolayısıyla ABD; Irak’da ki 1.5 milyon insanın katilidir. Onlar Kızılderili soyunu kurutanların soyudur. Ve onlar; sömürgeci kapitalist düzenin demokrat şövalyeleridir! Ulusçuluğun düşmanı, etnisitenin dostudurlar, çünkü onlar; böl-parçala-yönet senaryosunun hem senaristi, hem aktörüdürler. AB ve ABD işbirlikçileri ve ya yumuşatarak söyleyelim AB ve ABD hayranları Atatürkçü dolayısıyla Kemalist olamazlar. Maddenin doğasına aykırı bir durumdur bu. Çünkü Kemalist devrim AB ye karşı yapılmıştır, dolayısıyla da ABD karşıtıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözüyle noktayı koyalım…
‘Egemenlik hiçbir mana, hiçbir renkte ve hiçbir rehberlikte ortak kabul etmez.’
Bazı ‘sivil toplum kuruluşu’ olduğunu iddia edenlere duyurulur. Ne için? Şunun için: İyi işler yapabilirsiniz, hümanist ve fazlaca duyarlıda olabilirsiniz, ki o sizin kuruntunuz, ama Kemalist olamazsınız. Neden? Çünkü Kemalist olmak için önce devrimci sonra da anti-emperyalist olmak gerekir. Yani, Kıbrıs referandumunda, ‘Biz çağdaşlar olarak Denktaş’ı değil, Annan’ı destekliyoruz.’ Diyorsanız, siz Atatürkçü dolayısıyla Kemalist olamazsınız. Zaten Kemalist’iz diye bir iddianız da yok… Ama Atatürkçü de değilsiniz, bunu anlayın artık…
‘Ulusal onurumuzu ve kutsal bildiğimiz her şeyi yabancıların çiğnediği bir vatanda yaşamaktansa ölmeyi yeğlerim.’ M.K. ATATÜRK
Cem YAĞCIOĞLU
http://www.edebiyatgazetesi.com/haber/haber_detay.asp?haberID=154
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!